kayıt

MUHAYYER MÜNACAAT

  1. 1
    Bir (bkz: ahmet murat ) şiiridir.

    Allah'ım biraz konuşabilir miyim bağışla
    Konuşuyorsun sen, duymuyorum ben ah bağışla
    Ben de konuştum çok, çoğu boş, boşlukları doldurdum
    Yarım kalmış bir çay gibi soğuttum kendimi,
    İçime şeker attın, tatlanmadım yine
    Seni anlayamadım, tişört yazıları, sokak isimleri,
    Plaka harfleri, medet umdum tümünden, bir tıkız idrakle tıkandım,
    Yağmurları anlamadım, karlarda üşüdüm, bilirsin
    Şemsiyeseverim, o uçarı, o gizemli şiirseverler aksine
    Lodosta başım ağrır, malum sinüzit, alerjim de var yağmura iyi mi
    Benden şair yaptın ya, bu senin kudretin, memnun musun desem
    Sana seslenmeye yarıyor, memnunum bense.

    Kelimeleri sevdim, yabancı kelimeleri de, düşman olanlarını bile
    Bazılarında bir tarçın kokusu, bazıları hurma gibi ezildi dilimde, kimi bir kasımpatı patladı
    Onları tuttum içimde, bazılarını salsam da hindiba gibi göğe

    Göğe o bedevi gibi baktım, Allah gökte diyen, ümmi, müsterih
    Göğü sen yazdın, okuyamadım ben, dillerimde bir reçine
    Aklımda kalp fikirler, kalbimde bir yer keşke cemalinin çiçeğine

    Allahım, beni biliyorsun, bir mutlu son yazdın mı bana, deyiver şu kölene
    Bazı repliklerimi unuttum, bazı rolleri çaldım, sahnede uyukladım
    Ama şimdi geldi de sırası bir müjdenin, bir armağanın
    Kullanmadığım kelimelerim var, saklamışım andıkça kamaşmışım
    Kayıp dillerin arasından çekip çıkarmışım, kör hafızların lehçelerinden,
    Sabahki taarruz için biriktirilmiş sözlerden, istiklal marşlarından,
    Unutulmuş dervişlerin dağarından, vasat alimlerin notlarından,
    Aşka yeteneksizlerin ezberinden, okunmayan yazarların defterinden,
    Bütün o sözcükleri topladım, oturdum kumar masasına
    Dünyanın en tuhaf eli bende, talihim bir ucundan tutuşuyor, görüyorum
    Batmak üzere geldim, imha edesin şu beni, kullanıp atasın
    Irmaklar geçirmeyesin, sallardan itesin, tenha koyasın
    Senden gayrısına kaymasın gözlerimin ne akı ne karası diye

    Musa nebi geliyor aklıma, konuştun kırk gün onunla
    Yüce sözcükler, yalçın buyruklar, tok ünlemler,
    Dağın yatağında bir sıtma tam kırk gün soludu
    İncirleri balladı bir balad, kekikleri tütsüledi
    Senin kelam mızrağınla kıvrandı yeryüzü biteviye
    Musa nebiyi dinlemek isterdim indiğinde o dağdan
    İlk sözcükleri koparmak o kekeme, o göksel dilinden
    O kekeme, o dili reddeden dilinden
    Gözlerini görmek isterdim kırk gün şarap küründen geçmiş
    Soylu dertlerle demlenmiş sesini, sevgiliden koparılmış alınmış gözlerini
    Ellerinden öpmek isterdim, iki söğüt dalı gibi sarkmış sanki gökten
    Konuştun sen onunla, pişirdin onu kelamın tuzuyla
    Dilinden geçirdin elektrikli balıklar aktı tarih aktı
    Fikrini doldurdun bütün senden kaçış olmadığıyla
    Senden kaçış olmaması iyi haber, yüce haber, son haber
    Uykudan sonraki uykuda gibi düşüyorum kollarına

    Türlü dillerde senin isimlerin yüzüyor, bazıları aşina, görkemle çınlıyor bazıları
    Harfleri yıldırımlar gibi biçiyor isimlerin
    Satırlar karışıyor, ağızlar kamaşıyor, sanki gelmişsin
    Türkçe Türkçe değil artık, Âramca o değil
    Suhuf dillerinden kalıntılar, bazı nebi sesleri Akdeniz kıyılarından
    Kalyonları dolduran rüzgârlara bakarak fısıldanmış gipgizli isimler
    Yılanların uykularını bölmüş bir haşmetten tortular
    Büyük orgun tuşlarına mecalsiz düşen bir keşişin son nefesi
    Sararırken çıkardığı sesler üzümlerin
    Hepsini derliyor göğsümde bir mağara
    Bütün büyük mağaralara, bütün suskun münzevilere, bütün
    Dağ başlarını tutmuş veli ruhlarına, çile çekmiş ve mutlu tümü de
    Hepsinin yuvalandığı mağaralara açılıyor mağaram
    Yaktıkları sandal ağaçlarının kokusu burnumda, sarındıkları geyik postunun
    Yiyemedikleri ekmeğin kokusu, oruçlu ağız kokusu
    Hepsini içime çekiyorum, sana dillerden dil beğenmek için
    Bütün isimlerine yetsin soluğum için, için, için

    Bu dizeleri gidip okuyacağım dağ kovuklarında
    Bir dere kenarında, toplayacak balıkları başına
    Sümbüller eğilecek duymak için senin ismini
    Dere kıvranacak belki düştüğü cezbede
    Şairmişim, bakacağız şair miyim
    Büyük bir harman yapabilirsem kederden ve ümitten
    O zaman şairimdir zannımca, akıl ve cezbe iç içe geçince
    Kalbin oyuklarında kımıldayınca senin aşkının tırtılları

    Şarkılarda hülya diye bir şey geçiyor, radyodan bir iki damla kan geliyor
    Şarkıcı kadının sesi çubuk kraker gibi kırılıyor, duyuyorum
    Hayatla aynı otobanda kapışmak istiyorum acilen
    Emniyet kemerini söküp atmak, hız sınırını taşmak, kafa kıyak, yalnayak
    Ama mani oluyor şarkılarda geçen hülya
    Duraklatıyor, her endişeyi tıkıyor mafsallarıma
    Mafsallarımda sonbaharın son günleri ağdalaşıyor birden
    Sarı yapraklar acılaşmış, onu süpüren asgari ücretli daha acıymış
    Bütün bu mevsimler yaşanmasın gibi bir uzay istiyorum bense
    Donuk, hissiz, zamansız bir boşluk
    Sade senin isminin uzak bir yıldız gibi gömüldüğü
    İsminin zonkladığı bir karanlık sade şu kırklı yaşlarımda
    Ya peygamberlik yaşımı latteli pastayla kutlayan öğrencilerim,
    Nasılsınız?

    Ayetleri duyuyordum Fez’de açık pencerelerden
    Şehri her sabah yıkıp yeniden kurma ayetleri
    Peygamber adları dağılıyordu sokaklara alacakaranlıkta
    Melekler inmiş, firavunu boğmuşuz, elimizde kutsal tabletler kutsal patikalardayız
    Zeytin yapraklarından sakızlar ağzımızda, deveye hayranlıkla doluyuz
    Senin ayetlerin havai fişekler gibi yakıyordu sokakları Allahu ekber
    Asli insana dönmüşüz, nefsimizle kapışmaya hazırız gibiydi her şey

    Meczupları gömdük sanırım, birer bomba gibi gezerlerdi pazarları oysa
    Hayatta bir sekte olup iterlerdi hayatı hayata.

    Kendimi nelerle avutuyorum bir bilseniz (sen biliyorsun)
    Aşıklarının öykülerini okuyorum, inanıyorum bütün o delilerine
    Suskun, başı önde ve düşünceyle dolu her biri
    Çalmışsın ya onları sen obalarından, çadırlarından
    Dilleri kımıldayınca belli belirsiz, isminin incileri sekiyor yerlerde
    Seninle anıları var gibi, ama saklıyorlar nede
    Aranıza giremem zannımca, dönemem de geri
    Ya ben nereye aidim, ey benlerin ey nerelerin sahibi!
    #478771 zeynebi | 1 ay önce