dertli sözlük – dert söyletir
kâr zarar ortaklığı ya da sermaye ortaklığı adıyla bilinir. i̇nan kavramı, binek hayvanının üstündeki binicinin bir eliyle hayvanın dizginlerinden tutması ve diğer eliyle de başka işlerini yapmasına anlamına gelen "bineğin dizginleri" ifadesinden geldiği söylenir. (*)

i̇bn rüşd'ün tanımıyla burada bir fi sanduk vahid yani müşterek sandık/sermaye vardır. mudaraba'dan farkı burada iki ortak da sermaye koyar. kâr uzlaşılan oran üzere dağıtılırken zarar sermayeye göre paylaşılır.
okunan bir kitaptaki herhangi bir bölümün hatırlanamaması herkesçe bilinen ve sık rastlanılan bir durum.
peki okuduğunuz bir kitabı, okuduğunuzu tamamen unutmuş olmak normal bir hadise mi merak ediyorum.

bu akşam elime bir kitap aldım ve şöyle bir içinde gezineyim dedim. sonra baktım ki sayfa kenarlarına aldığım bir takım notlar var. kitabın başından sonuna dek peyderpey altı çizili cümleler var. ama ne kadar düşünürsem düşüneyim bu kitabı okuduğumu hatırlayamadım.
acep bu kitabı gerçekten okumuş sayılıyor muyum? bence sayılmaz gibi. çünkü ne hayatıma ne de zihnime nakşolmamış bir eseri okuduğumu söyleyemem.
sonuç olarak bu esere verdiğim vakti israf olarak nitelendirmekten kendimi alamıyorum.
(bkz:kitap okumanın zararları)
whatsapp uygulamasını iletişim için aktif kullanarak katılımcılarının hepsinin birbirinin sorumluluğunu aldığı online arapça öğretim programıdır. 6 gün 6 hafta tekrar metodunu kullanarak her gün 20 dakikanızı ayırarmanız yeterli olmaktadır. detaylı bilgi: https://www.whatsarapp.site/
ortakların sermaye, kâr zarar paylaşımı, şirket malları üzerinde tasarruf yetkisi ve sorumluluk bakımından eşit olmaları esasına dayalı, ortakların birbirine hem vekil hem de kefil olduğu bir akit şirketi. buradaki eşitlik sadece kâr ve zararla sınırlı değil. ortakların din ve cinsiyetlerinin de aynı olması beklenir. aksi halde ortaklık inan şirketine dönüşür.
alış fiyatı veya maliyet üzerine belli bir kâr ilâvesiyle yapılan bir tür güvene dayalı satış sözleşmesi anlamında fıkıh terimi.
i̇nsanı hüzne gark eder. hele bir de siz gittikten hemen sonra ikramı löpür löpür götürdükleri düşüncesi... aman allahım! sebebini bilmiyorum ama defalarca başıma geldi. bir sebebi var mıdır merak ediyorum açıkçası.

ailesinde farklı dil konusulan kisilerin doğal olarak sahip olduğu özellik. başka ülkelerde yaşayanların da.
birden fazla dilde düşünmek, konuşmak, yazmak, şarkı söylemek mümkün olunca sanki hepsi bir bünyede birleşip tek bir dil haline gelir. dunya genişler, işitme ve anlama, okuma ve yazma ile müthiş bir zenginlik kazanılır. i̇ki doğudan, iki batıdan derlermiş eski münevverler; arapça-farsça ile fransızca-i̇ngilizce yaygın olan çiftler. rusça-japonca, i̇spanyolca-almanca bir başkası. bir çok dilde elemantary seviye ise bir çeşit dünya azabı. ne tam anlarsın ne anlamaya çalışmaktan kurtulabilirsin…
bugün makina mühendisi bir abi "yedi dağda açan çiçeksin" dedi. normalde bir halı deseninin adıymış. az önce öğrendim.
muhteşem bir dil eğitim komedi dizisi. ben ingilizcemi geliştirmek için dün izlemeye başladım ve o kadar sardı ki neredeyse yarısına geldim. ara ara sözlüğe bakıyorum. gayet anlaşılır. benim gibi pre-intermediate olan herkese tavsiye ederim.
bir makarna çeşidi. bu kadar mı leziz olur! bayılıyorum. kendimi sürekli köri soslu makarna pişirirken buluyorum. hatta şuan bile!
bu hediye bazen altın bir kolye bazen bir sepet dolusu çikolata olabiliyor. evliliği değil ama evlilik yönetimini ciddi bir başarı olarak gören ben için tam falso hareketler... altında yatan psikolojiyi poz verirken ziynetini öne çıkaran kadın doğasıyla ilişkilendirsem de bir sonuca ulaşamadım. belki de bunu kadın gözüyle değerlendirmek lazım.

    kadın veya erkek olmakla değil, toplumsal piyasaya bağlılıkla alakalı diye düşünüyorum. sayılmak ve sevilmek isteyen her insan için en kolay ulaşılabilen piyasa.
hayatı hakkında tek bildiğim münir derman ile olan ilişkisi... facebook'ta sevenleri tarafından kurulmuş bir sayfa var. hemen her gün hatıraları, röportajları yayınlanıyor. bir insan nasıl bu kadar beyefendi olabilir anlamakta zorlanıyorum. bugünkü şükürle ilgili hatıralardan kısa bir bölüm:

yıllarca önceydi. bir allah dostunu ziyarete gitmiştim. hatı­rını sordum. annesinin hasta olduğunu, hastahanede yattığını söyledi. biraz sohbet ettik. sonra muhterem vâlideyi ziyarete gittik, incecikti. yatakta yatıyordu. yüzü nur gibi olmuş... bizi gö­rünce doğrulmak için çaba harcadı. hemen koştuk. elini öptük. hatırını sorduk. biliyor musunuz dedi. i̇çim ne istiyor... cambaz olmak isterdim. allah allah. tuhafımıza gitti. yaşlı, nur yüzlü, hanımefendi bir insan cambaz olmak istiyordu. herhalde bir ne­deni vardı. anlayamamıştık. güldü, izah etti... bu ayaklarım be­nim yıllarca bedenimi taşıdı. en yorgun zamanlarımda bile ses çıkarmadı. beni müşkül durumda bırakmadı. eğer cambaz ol­saydım, eğilir, ayağımın altını öper, ona olan şükran borcumu belirtmek isterdim.

bu sözler beni çok etkiledi. yıllardır unutamadım. medenî bir insan, gördüğü en küçük bir iyiliğe, yakınlığa, ilgiye karşı bile ömür boyu borçlu olmalıdır. hayat, yaşamak, varolmak, biraz sevgi, biraz saygı, biraz ilgiden başka nedir? hepimizin bek­lediği, özlediği bu değil midir? bir yerde bize direnme gücü ve­ren, bizi ayakta tutan, yaşama sevinci veren insanlara teşekkür borçlu değil miyiz? bütün bunlar bize allah’ın lütfu değil midir?
arkanızda babanız yoksa zordur hayat size karşı söz söylemek daha kolaydır iftira atmak çok daha kolaydır kapınıza dayanıp rahatsız etmek.. kolaydır.. çünkü arkanızda şu cümlelere destur diyecek yiğit boylu bir babanız yoktur. uçsuz bucaksız bir bozkıra uzaktan bakmaya benzer serbestçe koşamazsınız bağırıp çağıramazsınız sesinizi de duyuramazsınız.
bunu niye buraya yazıyorum sözlük çok doldum taştım ama kimse bu çektiklerimizin bir mislini anlamadı belki de en çok buna, bu insanın insanı anlamamak için direnişine kızgınım sözlük.
neyi nasıl şekilde anlatsam insan içinde atan bir kalbinin olduğunu unutarak yaşıyor sözlük. merhametini, içindeki sevgiyi yitirmiş birçok insan. allah rızası için dua ettiğim insanlardan ancak kötülük görüyorum. nasıl bir dünyada nasıl bir imtihan ile beraberiz anlamak güç.. fakat artık kötü olana iyi ile karşılık vermeyi beceremiyorum.
bu derdim beni rabbime daha çok yaklaştırıyor çok şükür ediyorum fakat ne derdime alışıyorum ne de gördüklerime, işittiklerime, allah hepimize sabır ve dayanma gücü versin.
i̇nsanı zorlayan durumlar. fakat benzer anlamdaki kelimelerden farkı var; challenge, o konuda iyi olduğunu da gösteren bir kelime. bu bakımdan motivasyonu kendinden menkul bir durum. (bkz:müşkül)
bir süre konuştuğun bir dili konuşacağın kimse kalmayınca hissettiğindir. sadece okumak, hatta dinlemek, hatta hatta kendi kendine konuşmak bu özlemi gidermez. (bkz:müşkül)
standardınıza uymayan bir durum olduğunda kendinizi korumayı mı seçersiniz yoksa uyum sağlamanın kolaylığını mı? uyum sağlamak yozlaştırır çünkü. sırf kaba olmamak için, sırf gönül incitmemek için dinlediğin şarkılar, yedigin yemekler, gittiğin ortamlar zevkini değiştirir. bir bakmışsın yalnız kaldığında o şarkıları dinliyorsun!
kendin kalabilmek çok zor sevgili sözlük :’(
(bkz:müşkül)
nurullah genç hocanın çok güzel bir şiiridir.

(...)
diyemedim; kalemler bana bakınca erir

diyemedim; pusula mâverâyı gösterir

bembeyaz kâğıtlara çizilen resimlerin

kahır damlattığımız isyankâr saçlarında

kaybolan, bir ressamın umudunun rengidir

sessizlik, çiğdemlerin açtığı ânda biter

dağların yarasına düşer alın terimiz

bir bilgenin kabrinde yitik bir harfe benzer

her gece yıldızları arayan ellerimiz

gittin; kirpiklerimde çürüdü papatyalar

kanayan feryâdımı bul bile diyemedim

sana son baharımda kal bile diyemedim
(...)
yanımda kimse yokken veya samimi biri varken yapıyorum bunu. misal, yarım kalan tabaklardaki etli yemeği götüren bir köpeğe "yaşıyosun bu hayatı yiğido" demek... yahut yaşlı ve sevimli bir kedinin sırnaşmasına cevaben "bir selamun aleykum yok mu muhterem"...
bilgi üniversitesinde yapılan bir master tezinin hayy kitap tarafından kitaplaştırmasıyla istifademize sunulduğu eser. yazarının objektif bir yaklaşım içerisinde olduğu eser, ilkokul çocuklarındaki atatürk algısını ortaya koymakla kalmıyor; aynı zamanda atatürk dayatmasını anlatarak eğitim sistemindeki kemalist yapıyı ortaya koyuyor.