dertli sözlük – dert söyletir
bir müzik grubu. neyzen tevfik kolaylı'nın geçer adlı şiirini çok güzel seslendirmişler.

ızdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer
ömr-i fani gibidir, gün de geçer, dem de geçer
gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer
devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer
gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer

bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi
çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi?
i̇nleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi?
çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun fili mi
ney susar, mey dökülür, gulgule-i cem de geçer

serseri neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne
girmemiştir bu avalim, bu bedayi gözüne
cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne
pir olur sâki-i gülçehre, bakılmaz yüzüne
hak olur pir-i mugan, sohbet-i hemdem de geçer...
"karşıtlar kavuşur birbirine" manasına geliyor.
birçok farklı alanda benzetme yapılarak çıkarımlarda bulunulabilecek güzel bir ifade.
en çok nefret ettiğim tiptir. kalkılacak kadar kötüyse kalkalım dersin. değilse ortamın huzurunu kaçırmaya ne hakkın var?.. çok canın sıkıldıysa bir daha gidileceği zaman karşı çıkarsın falan filan... böyle insanlar nasıl yaşıyor onu da anlamıyorum.
böyle büyük bir iddiada bulunacak çapta bilgim yok. kendim birkaç tane rus ilacı kullandım. arkadaşlarım kullandı. herkes çok memnun kaldı. i̇lginç.
hiç tersi durumla karşılaşmadım pratikte. en haksız oldukları durumda bile cümlenin boynunu bir "ama" çengeline takıp manipülasyon yapıyorlar. sürekli haklı çıkmak zaten bir problemdir. ben sırf farklı bakış açıları edinmek, yanlışlarımı düzeltmek için o alandaki uzman kişilere karşı çıkıyorum. hatta sırf üzerime gelsinler diye laf cambazlığı yapıyorum. en son "haklısın ya" deyip öğrendiklerime şükrediyorum.
bir tecrübe. hep pozitif oluyorlar. her şeyin iyi yönünü görüyorlar. herkese yardım etmeye çalışıyorlar. tam aksine, ne kadar kısa boylu ve zayıf teyze tanıdıysam hepsi fitne fesat. hep bir yanlış hep bir kusur bulma derdindeler. bu büyük bir tesadüf mü sizce?..
mardinli bir arkadaşın ismi. hiç duymadığımdan ötürü birkaç kez tekrarlatmak durumunda kalmıştım, gerçekten de ilginç bir isim.
manası da köy, kasabaymış.(*)
sözleri sadi şirazi'ye ait olan mohsen namjoo'nun bestelediği fikrimce en iyi seslendirenler arasında olduğunu düşündüğüm, sözleriyle insanı düşüncelere şevk etmemesi imkansız olan güzelim bir şiir.

söyle ey bahar yeli,
nedir bu bahçenin hali?
figan ettirir bülbülü
böyle telaşlı, gamlı

parlak çehrenin yanında
soluk kalır güllerin güzelliği
bütün çiçekler içinde sen
dikenler arasında gül gibisin

ey her derde şifa kaynağı!
biz çaresiz dertlileri görüyorsun
lâkin elindeki merhemi
yaralarımızdan esirgiyorsun!

bize bir ömür daha lazım;
ölümümüzden sonra.
çünkü bu ömrümüz mâlum
sadece umutlanmakla geçti…
"hayat, her şeyi birbirine bağlayan tek bir iplikten örülmüştür." anlamına gelen ifade. öndeki çocuğun sırtında gördüm, dikkatimi çekti.
çevreden ve vücuttan beyne iletilen duyusal uyaranlara karşı düşük eşiğe sahip olunmasıdır.

bazı şeylere normalden daha fazla verilen tepkiler ve insandan insana değişmesi bir takım soru işaretleri barındırabiliyor. mesela insanların yüksek sese veya ani dokunma hareketlerine verdikleri tepkiler kişiye göre değişebiliyor, bunlar da elbetteki çocukluktaki veya bir takım yaşanmış travmalardan kaynaklı bedenin verdiği tepkilerdir.

bessel van der kolk'un beden kayıt tutar kitabından:
artık biliyoruz ki beynimiz ve bedenimiz karşılıklı etkileşimler üzerinde şekilleniyor. bu etkileşimlerin değerlendirilmediği bir tanı ve tedavi anlayışı her zaman eksik kalacaktır. sıklıkla, “öyle düşünmemelisin… düşünce şeklin yanlış!” diyen terapistlerle karşılaşıyorum. “oltaya yakalanmış bir balığın davranışlarını gören arkadaşları, onun çıldırdığını düşünebilir”. ama balığın yaptığı sadece hayatını kurtarmaya çalışmaktır. i̇nsanları yaşadıkları ya da yetiştikleri ortamlardan ayrı değerlendiremeyiz, oltayı göremezseniz bu davranışları anlamak ve anlamlandırmak da mümkün olmayacaktır.
bu sabah birden aklıma geldi birkaç tane aromasının baskın olduğunu düşündüğüm iyice yıkanmış çilekleri çaya atmamla tanıştığım, eğer önceden yoksa icat ettiğim hoş rehiyalı içecek.
sokaklarında hatıralarının olmadığı bir yeri tanımaya çalışmak çok zevkli. her zaman yürüdüğümüz dümdüz kaldırımın bile farklı bir şehirde farklı bir manası oluyor, bambaşka pencereleri oluyor insanın bir takım arayışları... farklı bir insanı tanımak ve bakış açını genişletmek gibi empati gibi insana o kadar fazla güzel şey katıyor ki farklı bir şehirde farklı bir kendimizle karşılaşıyoruz. hiç deneyimlemediğimiz/tanışmadığımız bir benliğimizi bulabiliyoruz. uzun süre kendimizi iyi hissetmediğimiz, kendimiz olamadığımız bir yerden uzaklaşmak nasıl iyi hissettiriyorsa o kadar uzaklaşmak.. amaç kaçmak değil insan ne yaparsa yapsın bırakıp gittiği yeri de götürüyor kendiyle, önemli olan iyileşmeyi-arayışı geçmişle beraber sürdürebilmek..

çok uzaklara gitmeyi hayal etmesem de farklı şehirlerdeki farklı bir ben ile tanışmak güzel olsa gerek sözlük :).
zerre kadar fark yoktur, maalesef bu yanılgı nüfusun mübalağasız yüzde 99'unda mevcut. musevi kelimesi, yahudi kelimesinin ambalajlı halidir. musevi vatandaşlarımız denildiğinde bir anda sihirli bir değnek yahudinin üzerindeki tüm necaseti atıverir. bu da böyle sinsi bir detay işte.
nouman ali khan'ın youtube'da yayınlanan bir cuma hutbesinin başlığı olarak çıktı karşıma.
hutbenin konusu hz. musa'nın bilgin bir kul ile (*) yaptığı yolculuğun anlatıldığı kehf suresinin 60 ila 82. ayetleri arasında anlatılan kıssa.

kıssanın herkesçe bilindik hikayesindeki küçük detaylara öyle güzel eğilmiş ki etkilenmemek mümkün değil. tabi sadece bir farkındalık oluşturup bırakmamış; çıkarılacak dersler konusunda da muazzam bir bakış açısı ortaya koymuş.
i̇zlemek, izletmek ve paylaşmak gerek.

linki şöyle bırakayım:

video



not: video paylaşımında hata veriyor maalesef.
video başlığı şu şekilde: allah'ın planına i̇man - nouman ali khan [türkçe altyazılı]
sevban'dan (r.a) rivayet edildiğine göre rasûlullah (asm) şöyle buyurmuştur:

"yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi, size karşı (savaşmak için) biribirlerini davet edecekler."
birisi: "bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi.

rasûlullah (asm), "hayır, aksine siz o gün kalabalık, fakat selin önündeki çörçöp gibi zayıf olacaksınız. allah düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak, sizin gönlünüze de vehn atacak." buyurdu.

yine bir adam: "vehn nedir ya rasûlullah?" diye sorunca:

"vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmektir." buyurdu. (bk. ebu davud, melahim, 5)

yani, dünya hayatını fazla sevdikleri, ahiret hayatını geri plana attıkları ve bu sebeple de oraya gidecek yol olan ölümden de korktukları için, dirençlerini kaybederler, gereken mücadeleye ve mücahedeye girmekten kaçınırlar ve asrın gereği olan maddi imkânları kullanamadıkları için, nüfusça çok olmalarına rağmen uluslararası camiada hiçbir kıymet-i harbiyeleri olmaz.

dünyayı çok sevip ölüm ile ahiret yurduna göçerek allaha kavuşmayı istememekte denilebilir vehn için. dünyayı çok sevmekten dolayı ölmekten korkmak..

aynı zamanda hadiste efendimiz asm ın bahsettiği “vehn” başka bir boyutta büyük bir dünyevileşme krizidir aslında.
“vehn” ahirete karşılık dayanılmaz bir şehvetle dünyayı tercih etme krizidir.
“vehn” dünyalık kazanımlarını kaybetmeme adına büyük bir cesaretle ahiret kazanımlarını gözden çıkarabilme girişimidir.

evet
böyle bir çok şerh getirilmiş hadisi şerif için.

vehn.. şu an suskun,güçsüz,çer çöp gibi zayıf biz müslümanların rahatsızlığı olabilir mi?
ölümün aşikar olduğu anda yapılan iman. çoğu alim tarafından makbul olmadığı ifade edilmiş. bu mesele birçok kitapta hz. musa vaktindeki firavun üzerinden işlenir.
gabor mate'nin travma, insan ilişkileri, bağımlılıklar üzerine öğretici bir belgeseli, izlemenizi tavsiye ederim.

link (*)

- çocuk acı içindeyse ve konuşacak kimsesi yoksa kendisinden kopar-duygularından kopar. asıl travma budur. çocuklar canları acıdığı için travmatize olmazlar, canları acıdığında yalnız oldukları için travmatize olurlar

- şu anda olana tepki vermeyiz, geçmişte yaşadığımız ve şu an tekrarlanan duyguya tepki veririz.

- bağımlılığın öncül sorun olmadığını anlayabilirsek ve bunun aslında travmaya bir cevap olduğunu görebilirsek, bağımlılığı tedavi etmenin yolunun, travma tedavisinden geçtiğini de anlayabiliriz, yani kişiyi buna iten yarayı bulmamız gerekir.

- travmatize olmuş karakterin altında kendini hayatı boyunca ifade edememiş sağlıklı bir birey vardır. kendini ifade edememiştir çünkü kendini ifade edecek hiçbir alan sağlanmamıştır ve kendi özgün kişiliklerini destekleyecek ilişkiler sağlanmamıştır.

- çoğu kronik hastalık, kişinin uyum sağlamak için olumsuz cevaplarını bastırdığında vucüdun olumsuz cevap vermesinin bir yoludur.

konuşulan her cümle ders niteliğinde ve aslında insanın bir nevi kendisine yapması gereken iyiliği anlatıyor, iyilik diyorum çünkü birine yardım ederken içimizde hissettiğimiz o tarifsiz duyguyu çoğumuz kendimize karşı hissetmiyoruz, değersiz ve yetersizlik sonucu ancak başka insanların bize duyduğu değer ile yetiniyor ve bunla tatmin olmaya çalışıyoruz.
kendi geçmişimize dair acıları yüzeye çıkarmak, farkına varmak ve "acıyı bedeninde sağlıklı bir şekilde tutabilmeye çalışmak" bence insanın kendine yapabileceği en güzel iyiliklerden.
pes etmemek ve insanın inancı da varsa üstesinden kalkılmayacak diye ümitsizlik içine girme(*)ye lüzum yok inşallah :)
gün içinde ne kadar soyutlanmak istesem de kalabalıktan günün sonunda tabutta rövaşata filminde geçen bu repliği anımsıyorum. i̇ki kelam ettiğin, yüzünü güldüren ve güldürdüğün arkadaşlara sahip olmak güzel şey.
bazı iyi arkadaşlar da var ki yollarınızın kesişmesi tamamen allah rızası üzere kurulu ve pek dayanıklı olanlar da bu iyi arkadaşların ki oluyor. allah dostlarını bulmak zor en iyisi allah dostu olmaya gayret göstermek sonrasında zaten çevremiz hep hayırlı insanlarla çevrili olur inşallah sözlük :).
yazıldığı seviyeye göre kalitesi değişen, bir konu hakkında derlenmiş çalışma veya deney ve simülasyonların analizini barından, teori ve pratik bilgiler yumağı. şu sıralar yonuzzade'nin dert odağı., oda arkadaşı, yoldaşı.
dervişlerde meydana gelen kısa süreli mânevî aydınlanma (tecellî) anlamında tasavvuf terimi.