dertli sözlük – dert söyletir
kıtlığın baştan sona her yere hakim olduğu herkesin terkettiği bir köyde ihtiyar bir adam ve kör köpeğin açlığa, susuzluğa ve yokluğa karşı mücadele ettiği çetin bir savaşı anlatan yan lianke imzalı bir roman.

tüm umudunu küçük bir mısır fidesine bağladığı için hiçbir yere gitmeyen onu hayatta tutabilmek adına birçok zorluğa göğüs geren ismini bile bilmediğimiz ihtiyar ve ona her durumda sadık olan kör köpeğinin duygu yüklü hikayesi.

yazarın çok güçlü bir anlatımı var. tabii bunda dilimize kazandıran çevirmeninde büyük bir etkisi var ama yazar güçlü bir konuyu etkili bir anlatımla yavaş yavaş okuyucuya sunuyor. güneşin yakıcı sıcaklığı sayfalar ilerledikçe daha da etkisini arttırıyor.hem insanın hemde doğanın hayatta kalma çabasını okuyoruz adeta.

eğer okumayı düşünüyorsanız kitabın sonuna dair sürprizbozan mevcut;
mısır fidesine dair umudunu kaybedip yanına uzanıp onunla konuştuğu, kör köpeğini korumak için hep tura gelen parayı atıp kendisini feda ettiği bölüm çok güzeldi. ama sonunda sadece köpeği için değilde tüm doğa için yaptığını okuyunca kitabın değeri gözümde çok kat arttı. tam olarak o kısım tüm kitaba hakim oldu.
dünyanın en iyi restoranında çalışan carmen isimli ödüllü bir şefin erkek kardeşinin vasiyetinde sandviç dükkanını kendisine bırakmasıyla memlekete dönüşünü ve alıştığı çalışma tarzından oldukça uzak bir ekiple mali sıkıntılar içinde hayatının yeni dönemini anlatan 8 bölümlük bir dizi.

30 dakikalık kısa bölümleri, yüksek temposu ve bölümler ilerledikçe içine çeken hikayesi diziyi izlenir kılıyor. özellikle tek plan çekilen 7. bölümü muhteşem.

dizide yapılan i̇talyan sandviçlerine dizi sonrası talep artmış ve sandviç satışları oranında artış göstermiş. dizide sandviç hazırlanışı carmen tarafından bir sanat eseri icra ediyormuş gibi incelik ve titizlikle gösteriliyor. kendisinin yemeklere olan bakış açısı da tam olarak bu şekilde. fakat etin pişiriliş aşaması olsun sosu olsun bana pek çekici gelmedi. (*)

dizide hoşuma giden bir husus carmen'in dünyaca ünlü mutfaklarda gördüğü tarzı serbest stil giden kardeşinin restoranında uygulamaya çalışması. mutfak içersinde yer alan herkes birbirine kıdem, tecrübe, görev farketmeksizin şef diye hitap ediyor. mutfakla ilgisi olmayan kasada duran bir kişiye bile mutfağa girdiği andan itibaren eğer muhatap olacaklarsa şef diye sesleniyorlar. bu saygı ve disiplini sağlıyor carmen'e göre.

dizinin son bölümünü izlerken bir anda telif yedi uyarısı çıktı ve son 10 dakikayı izleyemedim. ikinci sezon onayını almış umarım bu sorun ortadan kalkar.

telif yemeden önce carmen klasik aile spagettisi tarifini bulmuştu ve sosunda 10 sarımsak vardı. 10 tane! belkide bu şaşkınlığım yüzünden dizi gitti. (*)
i̇lk defa ve uzun bir süre deneyimleyeceğim, şu anlık dağları serap misali deniz zannedip duruyorum en yakın vakitte geçmesini temenni ediyorum.
denizsiz yerde yaşayan yazarlarımız varsa huzur bulmak için nerelere başvuruyorsunuz öğrenmem lazım :))
babası posta teşkilatının başkanı olan kendisi rahatlık içinde büyüyüp postacı olmak gibi bir isteği olmayan jesper'ın disipline girsin diye ıssız bölge smeerensburg'a gönderilmesini ve orada yaptığı değişikleri konu alan netflix yapımı bir animasyon.

disiplin için sürüldüğü smeerensburg, seferoğulları ve tellioğulları gibi birbirine düşman iki sülalenin kavgası sebebiyle garez, nefret ve kinin hakim olduğu kimsenin gülmediği bir bölge. jesper birtakım olaylar vesilesiyle dağ evde yaşayan klaus ile birlikte kentin çocuklarına oyuncak dağıtmaya başlar ve şehrin havası bir anda değişir.

film aslında bir nevi noel baba hikayesinin başlangıcını anlatıyor. bu durumdan dolayı küçük yaştaki çocukların izlemesi buna inanıp hediye için pencere önüne çorap aşmasına neden olabilir. biraz tehlikeli o yüzden. yoksa filmi izlerken yer yer gülüyor yer yer de duygulanıyorsunuz. gayet sıcak, samimi bir animasyon.
haberleşme teknolojilerinin üstadı, einstein getir götürünü yapar bu adamın. bakma çok tanınmıyor çünkü kurduğu enformasyon teorisini anlamak çok zor, duyan kaçıyor.
nam-ı diğer qoz mürəbbəsi... ham cevizden yapılıyor. her yerde bulunmuyor. daha çok azeriler seviyor. "aman şunun da tadına bakmadan ölmeyeyim" düşüncesiyle denedim. i̇ncirin yumuşaklığına alışmış biri olarak kıtır kıtır reçel yemek pek hoşuma gitmedi. tabii önüme konsa yok demem.
trt'nin güzel bir çalışması. web sitesinde (*) kelimelerin sesli bir biçimde doğru telaffuzunu, altında basit fonetik yazımını, onun da altında kısaca anlamını veriyor.

sözlüğün 6 farklı kategorisi mevcut; genel sözlük, sporcular, devlet ve hükumet başkanları, yer adları, sanatçılar ve edebi eserler.

eş sesli olup, telaffuz bakımından farklı sözcükler (ör: hala) için bile her birinin ayrı telaffuzuna ve anlamına yer verilmiş. ben beğendim, işime çok yarıyor.

not: yalnız şu an aklıma bir şey takıldı. eş sesli, söylenişleri ve genellikle yazılışları aynı ama kökleri ve anlamları ayrı olan sözcüklere deniyor. peki 'hala' örneğindeki gibi harf değişkesi olmasından mütevellit telaffuzu farklı olan sözcüklere ne ad veriliyor?
para gibi bir derdiniz olmasaydı şayet halen yapmış olduğunuz işi sürdürmeye devam eder miydiniz? (şahsen ben direk bırakırdım)

"evet ederdim." diyen bir insan o işte neyi elde etmiştir ki maddi getirisi olmamasına rağmen o işi yapmayı ısrarla sürdürüyordur?

"hayır, etmezdim." diyorsanız işte geçireceğiniz bu vakte nasıl bir anlam katardınız? (bilmiyorum)

para gibi bir derdiniz yoksa hayatınıza nasıl anlam katıyorsunuz?

para fonksiyonunu denklemden çıkardığınızda ne yapacağınızı bilemiyorsanız bu durum para için yaşadığınız anlamına mı gelir?

cevap evetse para için yaşadığım sonucuna ulaşacağım. o yüzden merak edip soruyorum.
şebnem dergisinin baş yazarlarından, konya doğumlu datlı mı datlı sempatik bir vaize hanım.

karatay müftülüğünün youtube yanalında benim çok önemsediğim; önce aileyi sonra dünyayı kurtarabilecek içeriğe sahip modern dünyada aile olabilmek isminde dersleri mevcut. kendi instagram hesabında da hanımlara özel olarak bu sohbetlerini fevkalade bir gayret ve disiplinle devam ettiriyor.

o bizden biri. onda gördüğümüz samimiyetle sanki yanı başımızda bir ablamızı dinlermiş gibi sıcak ve yakın hissediyoruz kendimizi.

sözlük, ben böyle samimi insanlar gördüğümde çok duygulanıyorum. sonra hemen ağlamaya başlıyorum. mesela i̇slam ve i̇hsan sitesinde şu an okuyabileceğimiz, şebnem'de halime demireşik'in yaptığı röportajını okuyordum ''mobilet'' kelimesini kullanmış. şahsen ben utanırdım. halbuki hiç bilmediğim bir kelime mi? aksine anneannemlerin yanına köye gidince bende bu şekilde ifade ediyorum. ama sanki kullansam rezil olacağım, yerin dibine geçeceğim.. ben bunları hala daha aşamadım ama fatma hale hoca gayet rahat ve tabi.

onda eğreti durmuyor. sohbetlerinde tam olarak sahadan bildiriyor. günlük hayattan ama çoğunlukla es geçtiğimiz esas meseleler.
sevgili sözlük, geliştirmeye çalıştığımız bir projemiz var. sizinle paylaşıp kıymetli fikirlerinizi almak istedim. burada yapacağınız her türlü fikir önerisinin projenin gelişmesine katkısı olacaktır. görüşleriniz bizim için çok kıymetlidir. proje şu şekilde;
bir dernekte liseli gençlere yönelik yaygın hizmet faaliyeti yapıyoruz ve liseli gençlerimizin odağında genel olarak haz ve eğlence bulunmakta. öte yandan teknolojik gelişmelerle birlikte hazza erişim artık oldukça kolay. bu haz ise genellikle internet ortamından oyun, dizi, film vs. şeklinde sağlanıyor. artık gençler uğraş gerektirecek işlerden ziyade hoşça vakit geçirip eğlenebileceği aktivitelere yöneliyorlar. pek çok defa tecrübe ettik ki gençlerin bu bakış açısını değiştirmeye çalışmak çokta işe yaramıyor. akarsuya karşı direnmek gibi bir şey bu. dolayısıyla bu noktada çözüm olarak yaygın hizmet faaliyetlerini çekici bir hale sokmak gerektiği kanaatindeyiz. gençlerin sanal aleme olan yoğun ilgisi bizde şöyle bir proje fikrini ortaya çıkardı:
oyunlarda mevcut olan karakter oluşturma, tecrübe puanı biriktirme, para kazanma ve kazanılan bu paraları harcayabilecekleri yapay bir ortam oluşturmak istedik. kendi mağazamızı kurduk. bu yapay ortamda (ki biz buna bilgeverse diyoruz) liseli arkadaşlarımız belirlemiş olduğumuz aktiviteleri yaptıkları zaman oluşturduğumuz paraları toplamakta ve bu paraları mağazalarımızda harcayabilmektedir. bununla birlikte yine belirli faaliyetleri yapanlara tecrübe puanı verilmekte ve bu kişilere ayrıcalıklı özellikler kazandırmaktayız. başarı rozeti, haftanın kazananı ayın elemanı gibi onur madalyaları da takdim etme düşüncesindeyiz. (çünkü insanlar başarılarının duyulmasından çok hoşlanır :) )
dolayısıyla gençler derneğimize girdikleri zaman kendilerini yapay bir oyun ortamı içerisinde hissetmelerini istiyoruz. bu alemin kuralları, parası, vs. dış dünyadan farklı olacak ve gençler bu alemde kendilerini yeniden tanımlayabilecekler.
proje kısaca bu şekildedir.

bu projeyi daha çekici ve eğlenceli bir hale getirmek için neler yapabileceğimizi düşünüyoruz. bu noktada her türlü fikre açığız. şimdiden herkese teşekkür ediyorum.

edit 1: bazı yanlış anlaşılmalar var. bu proje sanal bir ortamda değil bir dernek binasının içinde gerçekleşiyor. bir genç sanal bir ortama girdiğinde nasıl gerçek dünyadan bambaşka ve eğlenceli bir dünyaya girdiği hissini yaşıyorsa derneğimize girdiğinde de aynı hissi yaşamasını istiyoruz. "verse" kavramını bu anlamda kullandık.

edit 2: akıntıya teslim olmayı biz de hiç istemiyoruz. aslında amacımız zararlı olan bu akıntıya farklı bir kanal açarak faydalı hale getirmek. bununla birlikte elbette ki sosyal medyanın zararları hakkında şuur kazandırmak istiyoruz ve sanal mecralara karşı doğru bir mesafe koyulması düşüncesini sizlerle paylaşıyoruz.
1950 seçimlerinden sonra demokrat parti döneminde açılmıştır. daha sonra 96-97 gibi ortaokul kısmı kapatıldı. sonra şükür ki benim de tam ortaokula başlayacağım yılda meşhur 4 4 4 ile 2012-2013 eğitim öğretim yılında yeniden ortaokul kısmı açılmıştır.

allah'ım o nasıl bir coşkuydu öyle! koskoca liseye 5. sınıf öğrencileri olarak başlıyoruz ve bizden başka ortaokullu yok. okulun daha önce hiç görmediğimiz kadar büyük ve yeşil bahçesi, bizi gördüklerinde selam veren, muhabbet eden hocalar. hiç bu kadar kıymet görmemiştim ilkokulda. burası cennetti.

kafa dengi arkadaşlarımla okulun altını üstüne gerçek anlamda getirmemiz, 5. sınıfta ''6 mantı'' adında (*) çıkardığımız iki sayılık dergi ve hazırlık süreci muhteşemdi. ortaokulun cennet yılları. bahçenin her köşesini bildiğimizden bayıldığım fen bilgisi dersinde malzeme lazım ettikçe öğretmenime ''bahçeden toplayıp getireyim öğretmenim!'' demem ve onun da beni kırmaması..

ah ne yıllar. ailemin imam hatibe giden ilk ferdi bendim. onlar da benimle birlikte tanıyorlardı bu camiayı. i̇mam hatip marşlarıyla tanışmamız, ezberlemeye çalışıp hep birlikte söylememiz. koridorlarda kur'an ya da ezan okuyan abiler ile onlara eşlik eden hocalar. muharrem ayında okul bahçesinde dağıtılan, çimlerin üzerine oturup da yediğimiz aşureler.

üst sınıflardan tüm tanıdıklarımız lise sondandı. tüm o stresli sınava hazırlık süresinde bizden hiç şikayet etmemişlerdi. bu kadar muhabbetçi olmanın faydası, kendimden büyük kaliteli arkadaşlar edinmem ve şimdi hala süren güzel dostluklar.

yani demek istediğim benim hayatımda liseden bile renkli bir dönemdir. kendimi keşfettiğim, güzel insanlar tanıdığım ve çok yaramazlık yaptığım yıllar.

o okulun önünden geçerken hala daha duygulanırım. tırmandığım, öğle arası pazardan gözleme alıp sağlam dallarına oturup da afiyetle karnımızı doyurduğumuz ağaçlar hala aynı gibi gelir. biz büyüdük ama o yıllar çok sağlam temeller atıldığını düşünüyorum.

i̇şin üzücü kısmı 5 ve 6. sınıfta bu güzel günler yaşandığı gibi 7. sınıfta suratımıza kocaman ve çirkin teog tokadını çarptılar. böyle olunca hocaların da ateşi besler gibi içimizdeki hırsı beslemesi, bizleri birbirimize ve kendimize düşman etmeleriyle saçma sapan test çözmeli iki yılı heba ettik. halbuki yapılacak çok daha fazla iş vardı..
dia maddesini yazan hamid algar:”telif ettiği eserlerle bu taşralı dinî tecrübenin şehirli bir tarikat haline gelip nakşibendiyye’ye dönüşmesinde önemli rol oynamış”tır demiş.
oryantalist bakışla anlaşılması mümkün değil tabii. entelektüel ve incelikli bir insan. olması gereken yerde durmuş, üzerine düşeni güzelce yapmış. günü gelmiş, cennetulbaki’ye, peygamberimiz’in bahçesine çekilmiş.
aziz bir kalp, latif bir kalem…
ev telefonlarının yaygın olduğu zamanlarda kullanılan, birini aramak gerektiği zaman defterin alfabetik olarak ayrılmış sayfalarını çevirmek suretiyle ilgili numaranın bulunup çevrilip ardından kaldırılan defterdir.

aslında şu an bile tutmak çok mantıklı. allah korusun telefonlarımızın bozulduğu durumlarda içindeki yüzlerce numaranın da gitmesi tehlikesi var.
komedyen jerry seinfeld ile larry david'in yaptigi sitcom. televizyon tarihinin en begenilen dizilerinden (abd'de). karakterleri cok basarili.
son dort ayda (mayis 2022-agustos 2022) 14 muzik festivali iptal edilmis. gerekce olarak yazilan, inandirici degil. insanlarda islami hassasiyetin olmasi iyi, ama bunu dogru yonlendirmek de cok onemli diye dusunuyorum. degisik hayat tarzina sahip insanlarin hayatlarina mudahele kismina gelene kadar, islami hassasiyetlerin dokunup duzeltmesi gereken o kadar cok nokta varken, gunumuzde bu sekilde bir yasaklama yaklasimin niyetin ozune tam ziddi bir tepki olusturacagini gormek gerekiyor. bence.
ameliyatlardan sonra vücut boşluğunda biriken; kan, iltihap gibi sıvıları boşaltmak, aynı zamanda iç kanama olup olmadığını kontrol etmek için kullanılan ince şeffaf boru ve ucundaki poşet ikilisi swh

sözlük şimdi şöyle bir durum var. dreni çıkarıyorlar. benim safra kesesi ameliyatı sonrası bir gün kalmıştı, ertesi gün sabahtan karnımdan çıkardılar. çıkarırken tam acı diyemem ama bir yanma hissi oluşuyor.

peki kafamı en çok kurcalayan husus:

sözlük, laparoskopide karnıma üç delik açtılar, birde dren için açmışlar etti size dört. üçü doğal olarak dikiş atılmış halde ama bu drende dikiş mikiş yok. doktora, hemşireye, ameliyat olmuş kişilere soruyorum sanki ilk kez sorarmış gibi hepsi dikiş atılmadığını söylüyor. yahu karnımda bir delik var delik. şimdi pansumanlı. on gün sonra dikişler çıkarılacak peki o zamana kadar dren deliği kapanacak mı?

vallahi ameliyat yerleri değil sadece bu dren yeri benim canımı yakıyor hem de beni korkutuyor. gülemiyorum, öksüremiyorum, yatamıyorum, yatınca da doğrulamıyorum yahu

neyse endişe doruklarda ama göreceğiz bakalım süreç nasıl işleyecek. i̇nşallah kolaylıkla iyileşirim de buraya ''korkulacak bir şey yokmuş sözlükcüğüm'' yazarım :)
safra kesesi taşına sahip insanların şiddetli ağrılara artık dayanamaması durumunda başvurduğu tek çare.

hatırlatalım: safra kesesi taşları, böbrek taşları gibi düşmez. eğer bağlı olduğu kanala düşerse bu karaciğer ve safra yollarında iltihaba sebep olur. tehlikeli bir durum.

ameliyatı dün sabah olduğum için taze taze yazmak istedim.

öncelikle herhangi bir problem çıkmadığı takdirde kısa süren bir ameliyat. yarım saat civarında sürüyor. ve genelde doktorlarca laparoskopi tercih edilmekte. ama kısa sürmesi hasta için kolay olduğu anlamına gelmiyor elbette. hayati bir bölgeden organınız çıkarılıyor.

ameliyat şükür ki sorunsuz geçmiş. narkoz etkisinden uyandığımda beni odaya aldılar. uyanırken karın boşluğumda çok şiddetli bir ağrı hissettim, serumla birlikte ağrı kesici de verdiler hemen geçti.

i̇lk gün akşama kadar istifra ettim. su içtiğimde bile geri çıkartmam gerekti. çok konuşunca da istifra hissi geliyor. bu kadar istifra edip mideye gelen ziyaretçiler de geldikleri gibi gittiklerinden doğal olarak halsiz ve enerjiniz düşük halde kalıyorsunuz. ama serum sayesinde tansiyonunuz filan düşmüyor.

karın boşluğuma laparoskopi için açılan deliklerden birine de dren taktılar. bu eleman işte insanın canını yakıyor. çıkarılırken yandı, acıdı ama sonra rahatladım.

i̇kinci gün ise su ile başladığım yeme içme faaliyetleri normal akşam yemeği ile devam ediyor. sadece ameliyat yerlerinin acısı var. laparoskopi için vücudunuza 3l gaz bastıklarından ve gazın da çıkması gerektiğinden bol bol yürümenizi tavsiye ediyorlar. abdülhamid yürüyüşümle şimdilik sadece evin içinde turlayabiliyorum.
mehmet görmez hocanın i̇slam düşünce enstitüsü'nde örtünme üzerine yaptığı dersin başlığı.

her dönem olduğu gibi son dönemlerde de sosyal medyanın yeni bir biçim vermeye çalışmasıyla örtünme gündemde. mehmet görmez hocada bu konuyu 5 temel başlık üzerinden naif, kapsamlı ve etkileyici bir biçimde açıklamış.
üzerinde durduğu 5 temel; fıtri temelledirme, kelami temelledirme, fıkhı temellendirme, ahlaki temellendirme ve estetik temelledirme.

anlatımın en güzel yanı konuyu bir cinsiyete, kadına, dayandırmadan üst kimlik olan insan temellinde anlatması.

ders videosu

dersin metni ide sayfasında mevcut ; ders metni
bir burak kızıldaş kitabı...

"markaların her geçen sene daha da daraltarak ortasından sıkılmış diş macununa benzettiği belden oturtma pardesü modaları; göz rengine ve güneşe duyarlı tasarladıkları yanar-dönerli eşarplar; daha güven verici ses tonuna sahip yüksek topuklu ayakkabılar; ilham kaynaklarının kur’an olmadığının ne kadar gür bir seda ile haykırmaktalar.

asrın, müslüman kadınını düşürdüğü belki de en büyük tereddüt, kur’an’ın emri ile modanın telkini arasında bocalamaktır.

evet... müslüman kadını, namahremin nazarlarından uzakta, rahman’ın emrine mutabık, rahmetini celb eden tesettür ile; modanın takipçisi, hem örtünüp hem de güzel görünebilmenin peşinde olup; kur’an’a karşı ‘’i̇şte örtü! saçım görünmüyor ya…’’ aldatmacasından birini tercih etmek durumundadır."
hırsızlık kapısını retina taramasıyla açan, haram-helal önemsemezlerin uydurduğu hak. ortada bir göz hakkı varsa onu alma hakkına sahip değilsin; verirse mal sahibi verir. şimdi bir de yeni bir hırsızlığı masumlaştırma akımı başladı: adamın tarlasına izinsiz dalıp, meyvesinden, sebzesinden yiyip bir not bir de para bırakma modası. maharetmiş gibi bir de haberleştirilip övünçle bahsedilmez mi... e tabi adam gözünün hakkı olanı alıp üstüne bir de jest yapıp para bırakıyor.
bir dil bilgisi terimi olarak ağız; memleketin çeşitli bölge ve şehirlerinin kelimeleri söyleyiş bakımından gösterdiği farklılıklardır.
bütün yurtların kapasitelerinin arttırılıp bir odaya sekiz kişi koymanın mantığını çözemiyorum, madem barajı kaldıracaksın madem halkını bu kadar düşünüyorsun odadaki kapasiteyi arttıracağına yeni yurt binaları yapma fikri niye bu insanların akıllarına gelmiyor. bazı insanların okulları bir hafta sonra başlayacak ya çıkmazsa ek tercihin sonuçlarını da ekimin ortalarında açıklasalar bu öğrenciler nerede kalacak, bu ekonomiyle pansiyon, apart benzeri yerlerin fiyatlarını devlet hiç düşünüyor mu?! yazıktır günahtır, sadece bu seneye özel bir şey de değil senelerdir var bu sıkıntı..
öğrencileri daha okuluna başlamadan stres altına sokmak hiç doğru değil.
"asıllı", "kökenli", "kaynaklı" anlamlarında kullanılan kelime. menşeili yanlış kullanımıyla da karşımıza çıkar ki; "kaynağılı", "kökenili" gibi manasız anlamlara gelir.