zordur. ne sofrayı donatmak ister insan, ne de çayın keyfine varır.
çocukluğu kocaman kocaman iftar sofralarında geçmiş insan için imtihandır. yeni evli olabilir, öğrenci olabilir, gurbetçi olabilir.
kişiye göre geçici veya kalıcı yanlızlığın göstergesidir..
yeme işinin en fazla 5 dk sürmesine vesile olan durumdur.
gelecekte ise o kişi için değil diğer insanlar için (komşu, akraba, eş, dost vb ) daha zordur.
yalnız kalma sebebi vefat ise sofraya hüzünle beraber oturulur.
"oruç bazen gözyaşı ile açılır.
verilen nimetler için edilen şükürlere karışır gizli şikayetler.
sus dersin gönül, sus... şaki olamazsın... verilen hangi nimetin şükrünü edebilmişsin de yalnızlığından şikayet ediyorsun?
sus gönül... gönül koymak yakışır mı sana?
her hale güzellik veren rabbim, yalnızlığında da bir hayr tecelli ettirmez mi?
sus gönül... şikayet etme... rabbin seninle..."
dedirtir tek başına iftar. böyledir, hüzünlü ve şükürlü.
verilen nimetler için edilen şükürlere karışır gizli şikayetler.
sus dersin gönül, sus... şaki olamazsın... verilen hangi nimetin şükrünü edebilmişsin de yalnızlığından şikayet ediyorsun?
sus gönül... gönül koymak yakışır mı sana?
her hale güzellik veren rabbim, yalnızlığında da bir hayr tecelli ettirmez mi?
sus gönül... şikayet etme... rabbin seninle..."
dedirtir tek başına iftar. böyledir, hüzünlü ve şükürlü.
sanki doymayacakmış gibi el alışkanlığı ile sofrayı donatır çok bişe eksiltmeden kurduğun gibi kaldırırsın.
bunu yaşamış biri olarak iyi tarafından bakarsam boş muhabbet yapılmaz, tek başına kafa dinlenir. tabi tüm ramazandan bahsetmiyorum. ramazanın tadı kalabalık iftar sofralarında bir başka. yine de bazen tek başına iftar açmak o kadar da üzücü değil.
hayırsız ev arkadaşlarınız varsa ve herkes kendi odasında takılıyorsa evde yalnız olmasanız bile deneyimleyebildiğiniz iş.
alırım karşıma sözlüğümü, iftarımı açarım. zaten hazirunda da kimse yok..
alırım karşıma sözlüğümü, iftarımı açarım. zaten hazirunda da kimse yok..
