12 mayıs 2014 istanbul trafiği – dertli sözlük
istanbul'un göbeği diyebileceğimiz çağlayan'da, sabahın çok erken bir vaktinde bir minibüs'ün bariyerlere girmesi sonucu oluşan, benim benzerine daha evvel şahit olmadığım korkunç trafik.
normalde 10 dk, hadi trafik varsa 30 dk süren güzerhah, 1 s 40 dk sürdü. bu sadece bana bakan yönü. (ki kaza avrupa yakasında idi, ben üsküdar'dan küçük çamlıcaya geçtim.)
metrobüsler köprüde kaldı. insanlar köprüyü yürüyerek geçmek zorunda kaldılar. bazı otobüsler hiç boş yere çıkmayalım diye duraklarında beklediler.
bizim ofiste 9.30'da başlayan mesaiye avrupa yakasından gelen arkadaşlarımız 12 gibi anca gelebildiler.

evden zaten biraz geç çıkmak zorunda kaldım. 100 metre ötemde başlayan trafikten haberim yok. acaba taksiye mi binsem, otobüs mü beklesem diye düşünürken beklemeye karar verdim. çantamda bir simit ve simitlik peynir var.
otobüse bineli yarım saat olmuş ama ilerlediğimiz yol en fazla 500 metre. yanıma mütessettir bir abla oturdu. twitter'dan bu trafiğin anormal olduğunu okudum, eh bari kahvaltıyı otobüste mi yapsam mı diye düşünürken; hanım abla çantasından kur'an çıkardı. kur'an okumaya başladı. 'bugün pazartesi, abla bir de oruçluysa.. neyse simit kalsın' dedim. kafamı cama yasladım, belki uyurum diye. yok, o da olmadı. bir şeyler okuyayım dedim, cıks. arka koltuklardaki amcalar 'madem burdayız, klişenin dibine vuralım' deyu muhabbete başladılar. çözüm önerileri, siyaset, şikayet ve sair ve sair. öyle ki; 'bu arabalardan birini taksimde sallandıracaksın, bak bir daha trafik oluyor mu?' diyecekler diye bekledim. demediler. ben diyeyim dedim. yemedi.
velhasıl, abla hatim etti. simit bayatladı. ben öleyazdım. otobüsten indiğimde, henüz menzillerine ulaşmamış yolcular bana -tıynetlerine göre- gıpta ve haset ile baktılar. umursamadım. benim yerimde olsalar onlar da umursamazlardı. toplum olarak göbek adımız: umur samaz.

ofise vardım, bir de ne göreyim: kimseyi göremedim. evi yürüme mesafesinde olanlar gelmişler, kimseyi bulamayınca bahçeye muhabbete çıkmışlar. ben çıkmadım. çayımı aldım. simit ve peynirle kahvaltı ettim. iyi de ettim.
kapıyı her açan evvela selam ile girip hemen akabinde 'arkadaş trafik...' ile başlayan bıkkın cümleler kurdu.
saat 12:00 gibi ekip tamamlandı.
saat 10:00'da yapmamız gereken toplantımızı yapamadık.
gün boyu işle ilgili yaşadığımız bütün gecikmelerde suçu bariyerlere çarpan o adama attık.
şayet adamın hatası varsa, ciddi bir vebal altına girdiğine hükmettik.
trafik kurallarına uymanın da kul hakkının bir gereği olduğu kanısına vardık.
'yayalara kırmızı ışık yanıyorken de bazen karşıya geçiyoruz. biz karşıya geçtik diye hızını yavaşlatan bir araba gideceği yere geç kalırsa...' dedim. 'ama ondan bir şey olmaz yaa' dediler.
ezcümle; çok feci bir trafik vardı.
"11 mayıs 2014 istanbul trafiği" ile "13 mayıs 2014 trafiği"nden pek de farkı olmayacak olan trafik.