olamayanlar – dertli sözlük
(bkz:kevgir misali) ben çözemiyorum artık çözmek istiyor muyum onu da bilmiyorum. olmuyor, yapamıyorum. bu düzen, insanlar... yaptığım kadar yapmadıklarım, söylediğim kadar sustuklarım ağır geliyor artık. diğerlerinin benimsediği gibi benimseyemiyorum hiçbir şeyi. kabul edemiyorum. ya da sallayıp gidemiyorum. yorgunum. kimseyle görüşmemek, konuşmamak, alabildiğine uzaklaşmak. rabbim! yardım et!:(
konuyla alakalı kısa bir hikaye:

bir gün kumsalda oynayan bir çocuk uzakta yaşlı bir adam görür. çocuk yaklaşınca yaşlı adamın kuma mükemmel bir daire çizdiğini görür; "hey, yaşlı adam! nasıl böyle mükemmel bir daire çizdin?” der. yaşlı adam yavaşça başını çevirip çocuğa bakarken cevap verir. "bilmiyorum, az önce denedim ve tekrar tekrar denedim... istersen sen de dene." çocuk sopayı alır ve yaşlı adam yavaşça uzaklaşır. şaşıran çocuk kuma daireler çizmeye başlar. ilk başta çevreleri çok geniş, çok uzun ya da çok çarpık olan daireler çizer. ancak zaman geçtikçe daireler daha iyi görünmeye başlar. denemeye ve denemeye devam eder ve sonra parlak bir sabah kuma mükemmel bir daire çizer ve hemen arkasından bir ses duyar, "hey ihtiyar... nasıl böyle mükemmel bir daire çizdin?"
huzursuzluk, havva anamızdan adem babamızdan miras olabilir mi ulric?.. olamama huzursuzluğu… “ben de çok zaman dağ başında yalnız bir ağaç olmayı istedim” diyen sahabenin kalbiyle aynı yerdeyiz, sahilinde dinginleşeceğimiz bir deniz var. yenilmiş kelimesinin hem yemek’ten hem galip gelmek’ten gelmesi ne acaip efendimiz!