1863 yılında kurulan ve "şefkat yuvası'' anlamına gelen cemiyet/okul. yusuf ziya paşa, gazi ahmed muhtar paşa, vidinli hüseyin tevfik paşa, sakızlı ahmet esat paşa ve ali naki efendi tarafından, sultan abdülaziz fermanıyla kuruldu.
aslında bir fransız ekolünün türk kültürü ve i̇slam dinine uyarlanmasıyla meydana gelmiştir. ahmet raim'in anlatımıyla kuruluşunun ilk yıllarında tam olarak disiplini yüksek ama maalesef şiddet de içeren bir imam hatip ortaokul ve lisesini bize hatırlatır:
''genel etkinlikler düzenli biçimde planlanmıştı. sabahleyin, namazdan önce kalkılır, abdest alınır, yazılarıyla, mihrabıyla, halılarıyla oldukça güzelleştirilmiş camide namaz kılınır, yemekhaneye inilir, oradan doğruca müzakerehaneye çıkılır, ya üst sınıftan görevlendirilmiş bir çavuşun gözetimi ya da bir müzakerecinin denetimi altında ders çalışılır...''
anlatılanların devamında:
"...izinli olduğumuz günlerde sokaklarda oynayan çocukları gördükçe onları küçümsüyorduk. bizim fesimiz mutlaka kalıplı ve baştaki tam yerinde dururdu. gezerken sırtımızdaki şeritleri kırmızı, yakaları yeşil numaralı, kolları şeritli, i̇stanbuline benzeyen tokalı bir kayışla belden tutturulmuş ceketin bütün düğmeleri ilikli, ayakkabıların temiz olması gerekirdi. bir düğmenin açık ya da tokanın çözük oluşu, cezayı gerektirirdi.''
birde ahmet rasim şundan bahsediyor ki çok ilginç:
okula kayıt olduklarında üzerlerinde olan elbiseleri alırlar ve okula ait formaları verirlermiş. almış oldukları giysileri ise bir depoda bohça içinde tutar okuldan ayrılma ya da kovulma gibi durumlarda o giysilerle gönderirlermiş. acımasızca olsa da mezun olarak ayrılanlara bu uygulamayla ''siz böyleydiniz, şimdi ise böyle oldunuz" gibi şeyler söylemek isterlermiş.
aslında bir fransız ekolünün türk kültürü ve i̇slam dinine uyarlanmasıyla meydana gelmiştir. ahmet raim'in anlatımıyla kuruluşunun ilk yıllarında tam olarak disiplini yüksek ama maalesef şiddet de içeren bir imam hatip ortaokul ve lisesini bize hatırlatır:
''genel etkinlikler düzenli biçimde planlanmıştı. sabahleyin, namazdan önce kalkılır, abdest alınır, yazılarıyla, mihrabıyla, halılarıyla oldukça güzelleştirilmiş camide namaz kılınır, yemekhaneye inilir, oradan doğruca müzakerehaneye çıkılır, ya üst sınıftan görevlendirilmiş bir çavuşun gözetimi ya da bir müzakerecinin denetimi altında ders çalışılır...''
anlatılanların devamında:
"...izinli olduğumuz günlerde sokaklarda oynayan çocukları gördükçe onları küçümsüyorduk. bizim fesimiz mutlaka kalıplı ve baştaki tam yerinde dururdu. gezerken sırtımızdaki şeritleri kırmızı, yakaları yeşil numaralı, kolları şeritli, i̇stanbuline benzeyen tokalı bir kayışla belden tutturulmuş ceketin bütün düğmeleri ilikli, ayakkabıların temiz olması gerekirdi. bir düğmenin açık ya da tokanın çözük oluşu, cezayı gerektirirdi.''
birde ahmet rasim şundan bahsediyor ki çok ilginç:
okula kayıt olduklarında üzerlerinde olan elbiseleri alırlar ve okula ait formaları verirlermiş. almış oldukları giysileri ise bir depoda bohça içinde tutar okuldan ayrılma ya da kovulma gibi durumlarda o giysilerle gönderirlermiş. acımasızca olsa da mezun olarak ayrılanlara bu uygulamayla ''siz böyleydiniz, şimdi ise böyle oldunuz" gibi şeyler söylemek isterlermiş.
