birkaç ay önce dükkana yanında 3-4 yaşlarında iki çocukla beraber bir abla geldi. alışverişi tamamladıktan sonra halamın kızı olduğunu söyledi. şaştım kaldım. aynı ilde yaşamış olmamıza rağmen 15 senedir görmemişim. üzücü gerçekten. tabii bunda aile büyüklerinin arasındaki ilişkiler de doğrudan etkili.
akrabalık kurumunu da batırdık. ortaklar yani kan ile bağlı her birey, ciddi husumetler ve beddualarla birbirlerinden ayrıldılar. muhakkak ki: “i̇ki ortaktan biri diğerine ihanet etmediği sürece onların üçüncüsü benim. şayet biri diğerine hıyanet ederse ben aralarından çekilirim.” hadisi ile beraber paramparça oldular.
kara topraktan ibret almak aklına gelmedi kimsenin, nedense. ölüm var diye bağrışlarım tesir etmedi yüreklere. paran var diye gösterilen dalkavuk bedenlerce ilgi ve methiyelere, kulak kapayıp gitmek farz oldu; kırıntı mesabesinde merhamet bile fazla bu tiplere.
her cuma vaktinde hutbede okur minberde imam, nahl suresi’nin 90. ayeti kerimesini. akraba lafzı geçer mezkûr ayet içerisinde, yardımı emreder şekilde. fitne bataklığına batmış bu kurumda, allah’ın bu emrini yerine nasıl getiririm bilmiyorum açıkçası. mide bulandırıcı gıybetler, metastaz yapmış bilumum bünyelerde. uzak durmak mı gerekiyor ya da asgari oranda bir bağ ile yine ilişki/ortaklık devam mı ettirilmeli, düşünüyorum.
anladım ki; domuz çiftliğine muadil, batmış bu kurumun her eski ortağı ile hastalık ve ölüm gibi menfi hadisat sonrası yalnız allah rızası için yanında olmalı. sevinçler paylaşılmamalı kat’a! kıskançlık hasletini everest dağı’nın zirvesine taşımış şahsiyetler için senin mutlu bir anın, onlar için oksijen oranı adeta sıfırlanmış bir havayı solumak gibi oldukça acı vericidir, unutma!
