aklıma salih mirzabeyoğlunun bir röportajında verdiği cevabı getiren başlık:
-“keduret” filân diye anlatıyoruz ölüm odası’nda; hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı, hiçbir şeyin. sanki her şeyin böyle canı çekilmiş gibi, yaşananlara, olup bitenlere bakınca görüyorsun onu… “varoluş şevki” denilen şey uçup gitmiş adetâ; var ya, yaşadığını, varolduğunu, hayatı duyan, hisseden o şevk yok; ağız tadıyla böyle bir yemek bile yenmiyor neredeyse, aceleyle atıştır geç… zaman o kadar hızlı, çabuk geçiyor ki böyle ‘makine’ soğukluğu, ruhsuzluğu içinde, bir ân durup düşünmeye, bir şeylerin farkına varmaya “vakit yok…” ahir zaman şeyi bu… diyor ya; “dünyanın neşesi gitti, kedûreti kaldı” diye. “neşe” deyince, göbek atmak değil… varoluş sevinci, onun şuuru… i̇şte o “ruh” kalmadı; her şeyin böyle canı çekilmiş gibi… mevsimlerin bile farkına varmadan çoğu zaman… garip bir şey bu… o “varoluş” mânâsından uzaklaştıkça, ruhsuzlaşıyor sanki her şey; şimdi bir av köpeği düşün; o kadar dağ, dere, tepe koşar, o kadar şeyden sonra gelir, yatar; yorgun ve mutludur… kendi fıtrî işini yapmıştır. bir eşeği o su değirmenine bağla iki turda yorgun ve bıkkındır. bunun gibi… “i̇nsan” varoluş sebebinin dışına düşmüş, dünyanın ruhu çekiliyor sanki…
-“keduret” filân diye anlatıyoruz ölüm odası’nda; hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı, hiçbir şeyin. sanki her şeyin böyle canı çekilmiş gibi, yaşananlara, olup bitenlere bakınca görüyorsun onu… “varoluş şevki” denilen şey uçup gitmiş adetâ; var ya, yaşadığını, varolduğunu, hayatı duyan, hisseden o şevk yok; ağız tadıyla böyle bir yemek bile yenmiyor neredeyse, aceleyle atıştır geç… zaman o kadar hızlı, çabuk geçiyor ki böyle ‘makine’ soğukluğu, ruhsuzluğu içinde, bir ân durup düşünmeye, bir şeylerin farkına varmaya “vakit yok…” ahir zaman şeyi bu… diyor ya; “dünyanın neşesi gitti, kedûreti kaldı” diye. “neşe” deyince, göbek atmak değil… varoluş sevinci, onun şuuru… i̇şte o “ruh” kalmadı; her şeyin böyle canı çekilmiş gibi… mevsimlerin bile farkına varmadan çoğu zaman… garip bir şey bu… o “varoluş” mânâsından uzaklaştıkça, ruhsuzlaşıyor sanki her şey; şimdi bir av köpeği düşün; o kadar dağ, dere, tepe koşar, o kadar şeyden sonra gelir, yatar; yorgun ve mutludur… kendi fıtrî işini yapmıştır. bir eşeği o su değirmenine bağla iki turda yorgun ve bıkkındır. bunun gibi… “i̇nsan” varoluş sebebinin dışına düşmüş, dünyanın ruhu çekiliyor sanki…
