kayıt

sezai karakoç

  1. 22
    masal şiiri beni benden alır...



    Doğuda bir baba vardi
    Batı gelmeden önce
    Onun oğullari batıya vardı


    Birinci oğul batı kapılarında
    Büyük törenlerle karşılandı
    Sonra onuruna büyük şölen verdiler
    Söylevler söylediler babanın onuruna
    Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
    Oğul masmavi şafağin rüyasında
    Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
    Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
    Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
    Öcünü alsın diye kardeşini yolladı

    İkinci oğul Batı ülkesinde
    Gezerken bir ırmak kıyısında
    Bir kıza rastladı dağların tazeliginde
    Bal arılarının taşıdığı tozlardan
    Ayna hamurundan ay yankısından
    Samanyolu aydınlığından inci korkusundan
    Gül tütününden doğmuş sanki
    Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
    Saçlarını güneş destelemiş
    Yıllarca peşinden koştu onun
    Kavuşamadı ama ona
    Batı bir uçurum gibi girdi aralarına
    Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
    Alıp götürdü onu
    Ve ikinci oğulu
    Sivri uçurumların ucunda
    Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
    Baba yağmurlardan anladı bunu
    Yağmur suları aci ve buruktu
    İşin künhüne varsın diye
    Yolladı üçüncü oğlunu


    Üçüncü oğul Batıda
    Çok aç kaldı ezildi yıkıldı
    Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
    Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
    Fakat batinin büyüsü ağır bastı
    İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
    Sonra büsbütün unuttu onları
    Şef oldu buyruğunda birçok kişi
    Kravat bağlamasını öğrendi geceleri
    Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
    Patron oldu ama hala uşaktı
    Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
    Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
    Ondan hesap sordu o da
    Sırf utançtan babasına
    Bir çek gönderdi onunla
    Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
    Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
    Bu yüklü çeki
    İyice yaşlanmıştı ama
    Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
    Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya

    Dördüncü oğul okudu bilgin oldu
    Kendi oymak ve ülkesini
    Kendi görenek ve ülküsünü
    Günü geçmiş bir uygarlığa yordu
    Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
    Batı bilginleri bunu kutladı
    O da silindi gitti binlercesi gibi
    Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
    Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan

    Beşinci oğul bir şairdi
    Babanın git demesine gerek kalmadan
    Geldi ve batının ruhunu sezdi
    Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
    Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
    Topladı tomarlarını geri dönmek istedi
    Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
    Kum gibi eridi gitti yollarda

    Sıra altıncı oğulda
    O da daha batı kapılarında görünür görünmez
    Alıştırdılar tatlı zehirli sulara
    Içkiler içti
    Kaldırım taşlarını saymaya kalktı
    Ev sokak ayırmadi
    Geceyi gündüzle karıştırdı
    Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara

    Baba ölmüştü acısından bu ara

    Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
    Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda
    Bir alinyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
    Bir de o talihini denemek istedi
    Bir şafak vakti Batıya erdi
    En büyük Batı kentinin en büyük meydanında
    Durdu ve tanrıya yakardı önce
    Kendisini değistiremesinler diye
    Sonra ansızın ona bir ilham geldi
    Ve başladı oymaya olduğu yeri
    Başına toplandı ve baktılar Batılılar
    O aldırmadı bakışlara
    Kazdı durmadan kazdı
    Sonra yarı beline kadar girdi çukura
    Kalabalık büyümüş çok büyümüştü
    O zaman dönüp konuştu :
    Batılılar !
    Bilmeden
    Altı oğlunu yuttuğunuz
    Bir babanın yedinci oğluyum ben
    Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
    Babam öldü acılarından kardeşlerimin
    Ruhunu üzmek istemem babamın
    Gömün beni değiştirmeden
    Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
    Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
    Karşınızdakini değistirmek
    Beni öldürseniz de çıkmam buradan
    Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
    Fakat değişmeyecek ruhum
    Onu kandırmak için boşuna dil döktüler
    Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
    O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
    Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
    O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
    Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
    Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
    En onulmaz yarası olanlar
    Ta kalblerinden vurulmuş olanlar
    Yüreğinde insanlıktan bir iz tasıyanlar
     
  2. 2
    monna rosa şiiri internette yanlış yayılmış haldedir. birçok internet sitesinde okunan monna rosa şiirinde birçok hatalar gözlenmektedir.

    işte o efsane şiirin doğru hali:

    monna rosa

    monna rosa, siyah güller, ak güller;
    gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
    kanadı kırık kuş merhamet ister;
    ah, senin yüzünden kana batacak,
    monna rosa, siyah güller, ak güller!

    ulur aya karşı kirli çakallar,
    bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
    monna rosa, bugün bende bir hal var,
    yağmur iğri iğri düşer toprağa,
    ulur aya karşı kirli çakallar.

    zeytin ağacının karanlığıdır
    elindeki elma ile başlayan...
    bir yakut yüzükte aydınlanan sır,
    sıcak ve minnacık yüzündeki kan,
    zeytin ağacının karanlığıdır.

    zambaklar en ıssız yerlerde açar,
    ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
    bir mumun ardında bekleyen rüzgâr,
    ışıksız ruhumu sallar da durur,
    zambaklar en ıssız yerlerde açar.

    ellerin, ellerin ve parmakların
    bir nar çiçeğini eziyor gibi...
    ellerinden belli oluyor bir kadın.
    denizin dibinde geziyor gibi
    ellerin, ellerin ve parmakların.

    açma pencereni, perdeleri çek:
    monna rosa, seni görmemeliyim.
    bir bakışın ölmem için yetecek;
    anla monna rosa, ben öteliyim...
    açma pencereni, perdeleri çek.

    zaman ne de çabuk geçiyor monna;
    saat on ikidir, söndü lâmbalar.
    uyu da turnalar girsin rüyana,
    bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar;
    zaman çabuk çabuk geçiyor monna.

    akşamları gelir incir kuşları,
    konarlar bahçemin incirlerine;
    kiminin rengi ak, kiminin sarı.
    ah, beni vursalar bir kuş yerine!
    akşamları gelir incir kuşları...

    ki ben, monna rosa, bulurum seni
    incir kuşlarının bakışlarında.
    hayatla doldurur bu boş yelkeni
    o mâsum bakışlar... su kenarında
    ki ben, monna rosa, bulurum seni.

    kırgın kırgın bakma yüzüme rosa:
    henüz dinlemedin benden türküler.
    benim aşkım uymaz öyle her saza,
    en güzel şarkıyı bir kurşun söyler...
    kırgın kırgın bakma yüzüme rosa.

    yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
    meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
    bir gün gözlerimin ta içine bak:
    anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
    yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

    artık inan bana muhacir kızı,
    dinle ve kabul et itirafımı.
    bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
    alev alev sardı her tarafımı,
    artık inan bana muhacir kızı.

    altın bilezikler, o korkulu ten,
    cevap versin bu kanlı kuş tüyüne;
    bir tüy ki, can verir bir gülümsesen,
    bir tüy ki, kapalı geceye, güne;
    altın bilezikler, o korkulu ten!

    monna rosa, siyah güller, ak güller,
    gülce'nin gülleri ve beyaz yatak.
    kanadı kırık kuş merhamet ister;
    ah, senin yüzünden kana batacak,
    monna rosa, siyah güller, ak güller!

    (1952, bahar)

    kaynak: gün doğmadan
    #1015 acz | 10 yıl önce
     
  3. 9
    şiirlerini severim aslında ancak çok takıntılı birisi olduğunu düşünüyorum.
    #10302 fikirbabası | 10 yıl önce
     
  4. 16
    kadir mısıroğlu 'nun "hayatında 10 kişiye selam vermediği halde gidip parti kurmuş adamdır" dediği yazar.
    #387669 fikirbabası | 9 yıl önce
     
  5. 26
    --- iktibas ---

    Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.
    Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır.

    --- iktibas ---
     
  6. 30
    türkiye'de aklıselimle düşünen nadir isimlerden birisi ve şu süreçte, suriye sürecinde yaptığı açıklamaları/uyarıları tekrar hatırlamak gerekiyor kanımca:

    ---- alıntı ----

    Yüzyıldır ve hatta daha fazla zamandan beridir ki bitmeyen tek gündemimiz vardır; O da İslam ülkelerinin ve İslam milletinin dağınıklığıdır. Bu başına gelen en büyük felakettir ve bundan sonra meydana gelen felaketlerde ancak bu felaketin uzantıları ve detayıdır.

    Batı, İslam dünyasına yönelik nihai işgali yapmak ve son darbeyi vurmak peşindedir. Bu durum tehditten de öte yaşadığımız gerçektir.

    .....

    Çözümün sadece silah ve kılıç olduğu doğru değildir. Daima ondan daha güçlü olan bir çözüm vardır ve o çözüm fikirdir. Kılıç dahi fikrin emrindedir. Aksi halde zarar verir.

    Bugün Türkiye çok büyük bir tehdit ile karşı karşıyadır. Şimdiye kadar müslümanların başına gelen zulümlerde hiçbir zaman Batı Türkiye'ye gel sen buna karış dememişti. Tam tersine kendisi işgal ettikten sonra, gel bize destek gücü ver demişti. Afganistan'da Bosna'da böyle oldu. Katliamlar olurken bizi sokmadılar, katliamlar oldu, bitti kendileri girdiler ve destek için çağırdılar.

    ---- alıntı ----

    www.sabah.com.tr/...
    #447486 adamın biri | 6 yıl önce
     
  7. 34
    "Hatay Suriyelilerindir, Diyarbarbakır Suriyelilerindir, Konya Suriyelilerindir, İstanbul Suriyelilerindir. Tıpkı Halep’in, Şam’ın bizim şehirlerimiz olduğu gibi" demiş bir kez daha beni kendine bağlamış yazardır.
    #468882 RuhAdam | 4 yıl önce
     
  8. 1
    erganili dervis, hikmetli cümlelerin sahibi mütefekkir, önder, sair, bilge. yüce dirilis partisinin genel baskanidir.

    "milletim! duy ve işit! bil ve inan! seni unutmamış evlatların vardır. ve onlar devreye girdiği zaman, yepyeni bir çığır, diriliş çığrı açılacaktır."
    #569 ismilo | 10 yıl önce
     
  9. 3
    "ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara"
    Åžiirlerini çok beğendiğim şair.
    #1019 irfanatlasi | 10 yıl önce
     
  10. 4
    üzerine ne söylenirse söylensin eksik bir şeylerin kalacağı diriliş şairi.istanbul'da dağılmıştır zerre zerre ve istanbul onda birikmiştir.
    suskun bilge,diriliş,rüzgar,istanbul,yağmur...

    'iyi ki bilmiyor kalabalıklar yağmura bakayı cam arkasından
    insandan insana şükür ki fark var'
    #1091 eee | 10 yıl önce
     
  11. 5
    üzerine şair yoktur bence. özellikle (bkz: sürgün ülkeden başkentler başkentine) çok güzeldir,çok.
    ama gençlik kendisini monna rosa şiiriyle biliyor. halbuki düşünce kitapları da çok güzel.
    yüce diriliş partisinde sohbetleri oluyormuş ama bayanlar için değil erkekler için diye duydum. *
    #7221 hulofira | 10 yıl önce
     
  12. 6
    "...ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
    ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
    gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
    ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
    ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum..."

    sezai karakoç

    #10025 nureysa | 10 yıl önce
     
  13. 7


    --spoiler--

    "karakoç, günümüz şiirinde, islami düşünceyi modern şiirdeki
    gerçeküstücülükle kaynaştıran; mistisizmden, enbiya - evliya kıssalarından
    yararlanan, çarpıcı, benzetme ve imgelerle, denenmemiş sentezlere
    ulaşan, bağımsız sayfalar açtmıştır."

    --spoiler--
    #10065 [email protected] | 10 yıl önce
     
  14. 8
    en sevilen şiirlerinden biri olan mona roza sezai karakoç'un yaşadığı olaylardan etkilenerek yazdığı bir şiirdir.

    #10301 gozluklulimonata | 10 yıl önce
     
  15. 10
    (bkz: taha'nın kitabı )
    #11079 bulbuluncilesi | 10 yıl önce