28 şubat 1997 postmodern darbesinden 1 yıl öncesine kadar tıptan daha yüksek puanlarla alım yapan fakültedir. tıp kazananın değil ilahiyat kazananın değerli görüldüğü bir dönem görmüştür bu millet. derdim kıyas değil tıpı gözünde vaaav gören milletin algısına hitap etmek. tıp eğitimi alıp kasap olan doktorlar olduğu gibi ilahiyat okuyup hadisler boştur,dünya hoştur,4 eşe koştur diyen,koca karı i̇manıyla bari ölseydik keşke pişmanlığını dile getiren ilahiyatçı hocalar da vardır. tabi öyle olmayanlarda var. çünkü her ilahiyatçı hoca olabilir ama her hoca ilahiyatçı değildir! hangi alan olursa olsun kemiyetin değil keyfiyetin mühim görülmesi gerektiğini savunuyorum.
bu seneki yerleştirme sonuçlarına göre taban puanı 170 sıralaması da 1.5 milyon olmuş. okuduğu basit bir türkçe metni anlama kabiliyeti olmadığı resmi sınavlar neticesinde tescillenmiş bu talebeleri devletin bedava okutup üstüne bir de ilahiyat diploması vermesinin ne anlamı var. zaten bu talebeler de bir iki seneye 1400 senelik islam müktesebatı hakkında atıp tutmaya başlar, kendilerini müceddid ilan eder.
müslüman ailelerin zeki çocuklarını islami ilimlere yönlendirmesi gerektiği kanaatindeyim fakat bizim cenahta eskiden beri bir mühendislik-tıp fetişizmi almış başını gidiyor. tabii burada ilahiyat fakültelerinin içler acısı hali de etkili. keşke eli yüzü düzgün birkaç tane islami ilimler fakültesi olsa da zeki çocuklara islami ilimler ile beraber sosyal veya fen bilimlerinde çift anadal yapma imkanı verse, harikulade olur. yoksa mevcut haliyle ilahiyat fakülteleri ekseriyetle tarihine, dinine ve kültürüne harp ilan etmiş orta zekalı yerli oryantalistler üretiyor.
