patani;
güneydoğu asya'nın filistini, bosnası… ümmetin unutulmuş mazlum yetimi, i̇nsanlığın yitik coğrafyası, allah'ın bize kardeş kıldıklarından bir kısmı, belki kardeşlerimizin en mazlumları, "allah'ım bize katından bir yardımcı ver bizi bu halkı zalim memleketten çıkar diye yalvarıp duran" mustazaf kardeşlerimiz…
bize sesleniyorlar. duyuyor musunuz?
evet sesleri çok cılız. çoğumuz daha önce adını bile duymadık patani'nin. bize binlerce kilometre uzakta evet.
ama bu mazaret değil, hele ki amerika'da çıkan bir şarkıyı 10 dk.da öğrenebildiğimiz bu çağda hiç mazaret değil…
biz elimizden geldiği kadarıyla sesimizi ulaştırabildiğimiz her alanda patani'nin ve onun mustazaf evlatlarının sesini duyurmaya çalışacağız. allah bu yardım çığlıklarına icabet edenlerin yardımcısı olsun.
patani; tayland sınırları içerisinde ve tayland’ın güneyinde yoğun olarak müslümanların yaşadığı bölgenin adıdır. bugün patanide 5 milyon müslüman yaşamaktadır. tayland müslümanları olarak bilinen bu kesimin büyük bir çoğunluğu köken olarak malay ırkına mensuptur. dilleri malaycadır. patani halkı, hem tarihi köken,hem dil, hem din, hem kültür olarak thai(taylandlı)'lardan çok farklıdır. tayland'ın orayı işgal edebilecek hiçbir sebebi yoktur.
9. yüzyılda çin'e ticaret amacıyla giden tüccarlardan etkilenerek islamı kabul etmeye başlayan patani, 15. yüzyılda bir i̇slam krallığı haline geldi ve bu dönemde en parlak çağını yaşadı. patani i̇slam krallığı, 15. ve 17. yüzyıllar arasında önemli bir ticaret ve eğitim merkezi haline geldi. patani, bu yüzyıllarda bölgeye akın eden sömürgeci güçlerin doğrudan saldırısına maruz kalmamış olsa da, yanı başındaki siyam krallığı’yla çetin bir mücadele içerisindeydi. bu uzun süreli mücadele sürecinden sonra iç karışıklıkların da etkisiyle zayıflayan krallık, bölgedeki sömürgeci güç i̇ngiltere’nin de desteğiyle daha sonraki yıllarda siyam krallığı’nın topraklarına dahil edildi. 18. yüzyılın başlarında işgal dönemi başlamış oldu. 1909 yılında resmen siyam topraklarına dahil edilen patani, bu yıldan itibaren sürekli bir direniş içerisine girdi. tayland’ın 1938’de başlattığı reform hareketleriyle din, dil ve kültürel yapısına sürekli müdahale edilen patani’deki direniş, 1940’lı yıllarda doruğa ulaştı. bu dönemde patani siyasi direnişinin öncüsü olan hacı sulong’un meseleye uluslararası hukuk çerçevesinde çözüm bulma girişimleri, bölgenin adını nihayet dünya kamuoyuna duyurdu. hacı sulong’un amacı, patani halkının dinî ve kültürel kimliğine yapılan müdahaleleri durdurmaktı. 1960–1980 yılları arasındaki mücadele dönemi, 1980’de göreve gelen uzlaşmacı tayland yönetiminin özellikle ekonomik alandaki yenilikleriyle duruldu. 1990’lı yıllarda kendilerine siyasi katılım hakkı da verilen patani halkı, tayland yönetimine karşı nötr bir tavır içerisine girdi. lakin patanililere verilen imtiyazlar, bu halkın tayland’a karşı hissettiği tarihî öfkeyi ve süregelen ekonomik problemleri örtemedi. öte yandan tayland yönetimi de, patani halkını potansiyel tehlike olarak görmekteydi. bu yüzden, önceki dönemdekiler kadar yoğun olmamakla birlikte bölge üzerindeki baskılar sürmekteydi.
son 20 yıldır küllenmiş olan olaylar, 2000’li yıllarla beraber tekrar alevlendi. amerika’daki 11 eylül saldırıları sonrasında tüm dünyayı etkisi altına alan “terörizmle savaş” kasırgası, bu bölgeyi de vurdu. tayland'ın bölgeye uyguladığı baskılar giderek arttı.
2004 yılından beri bölgede sıkıyönetim uygulanıyor. bölgeye gazetecilerin girmesi yasak. yardım kuruluşları bölgeye giremiyor, girebilenler de canlarını tehlikeye atarak bunu yapabiliyor. yüzbinlerce patanili doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmış. çeşitli ülkelere sığınmış yaşam mücadelesi veren yüzbinlerce patanili var. yıllardır hergün en az 5, 6 patanili öldürüyor. i̇nsanlar camilerde topluca yakılıyor. gösteri yapanlar kurşuna diziliyor. alimler kaçırılıyor ve bir daha da onlardan haber alınamıyor. ebu gureyb’ten farkı yok patani’deki toplama kamplarının. üstleri çıplak bir vaziyette kampta tutulan mahkûmların bir çoğunun vücudunda darp izleri bulunurken, patanili mahkumlar son derece bitkin, zayıf ve üzgün gözüküyor. ayrıca mahkumların vücuduna askerler tarafından rakamlar yazılmış. tayland askerleri patanili mahkûmlara seslenecekleri zaman isimle çağırmak yerine bu rakamları kullanıyorlar. kadınlar(özellikle tayland zulmüne direnen mücahidlerin eşleri) toplama kamplarına kapatılarak sistematik tecavüze uğruyor.
bugün dünyanın birçok yerinde müslümanlar mazlum durumda, ama hiç olmazsa bu müslümanların hallerinden haberdar olabiliyoruz ama patanili müslümanların en büyük sorunu seslerini duyuramamak. müslümanlar dahil kimse onların çektiği sıkıntıları bilmiyor. en büyük ihtiyaçları seslerini duyurabilmek.
tayland bölgeye gazetecileri sokmuyor çok sıkı bir sansür uyguluyor yaşanılanları dünyaya duyurmamak için.
bütün dünya bu yaşanılanlardan habersiz, bu zulme karşı sessiz. amerika tayland'ın müttefiki olduğu için müslüman ülkeler de patani için bişey yapmıyorlar.
patanililerin yaşadıkları ortada. bu zulümleri anlatmaya kelimelerimiz yetmez. dilimiz aciz kalır…
şimdi bize düşen patani'li kardeşlerimizin sesini tüm dünyaya duyurmak, onlara maddi manevi yardım etmek destek olmaktır. onlar bizim kardeşimizdir biz buna iman ettik. "müminler ancak kardeştir" (hucurat suresi 10.ayet)
onlar tam anlamıyla nisa suresinin 75.ayetinde tasvir edilen tablodaki mustazaflardır.
"size ne oluyor da, allah yolunda ve “ey rabbimiz! bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?"
sahi bize ne oluyor da kardeşlerimize sahip çıkmıyoruz? bize ne oluyor da mustazaflara yardım etmiyoruz? bu günahın ahiret gününde karşımıza çıkmayacağını mı sanıyoruz? yoksa müminlerin kardeş olduğuna mı inanmıyoruz? hani müminler bir vücudun uzuvları gibiydi? hani bir uzuv ağrıdığında, yaralandığında diğer uzuvlar da acı çekip uyuyamayacaktı? hani kendimiz için istediğimizi onlar için de istemedikçe kamil bir mümin olamayacaktık? kendimiz için özgürlük, emniyet ve namusumuzdan canımızdan emin olmak istemez miyiz? sokaklarda tekmelenen patani'li çocuklar bizim çocuklarımız, toplama kamplarında tecavüze uğrayan müslüman kadınlar bizim bacılarımız, eğer buna inanmıyorsak, onların canlarını kendi canımız, namuslarını kendi namusumuz bilmiyorsak hakiki iman sahibi değilizdir.
yoksa kardeşlerimizi budist müşriklerin insafına mı terk edeceğiz?
"müslüman müslümanın kardeşidir. ona zulmetmez, onu zulme de terketmez/onu zulum karşısında yardımsız bırakmaz." (hadis-i şerif)
şimdi biz, patani'den haberdar olan, onların canını kendi canımız gibi kutsal sayan müslümanlar olarak bulabildiğimiz bütün vesilelerle mustazaf kardeşlerimize yardım etmeliyiz. onları tayland zulmünden kurtarmak bize namaz gibi oruç gibi farzdır.
onlar gözlerini ufka dikmiş "bir yardımcı, bir veli" bekliyorlar. onları zulme terk etmeyelim. bunun vebalinden kimse kurtulamaz.
gözden ırak olan kardeşlerimiz gönüllerimizden de ırak olmasın…
muhammed halid / patani.biz yazarı
güneydoğu asya'nın filistini, bosnası… ümmetin unutulmuş mazlum yetimi, i̇nsanlığın yitik coğrafyası, allah'ın bize kardeş kıldıklarından bir kısmı, belki kardeşlerimizin en mazlumları, "allah'ım bize katından bir yardımcı ver bizi bu halkı zalim memleketten çıkar diye yalvarıp duran" mustazaf kardeşlerimiz…
bize sesleniyorlar. duyuyor musunuz?
evet sesleri çok cılız. çoğumuz daha önce adını bile duymadık patani'nin. bize binlerce kilometre uzakta evet.
ama bu mazaret değil, hele ki amerika'da çıkan bir şarkıyı 10 dk.da öğrenebildiğimiz bu çağda hiç mazaret değil…
biz elimizden geldiği kadarıyla sesimizi ulaştırabildiğimiz her alanda patani'nin ve onun mustazaf evlatlarının sesini duyurmaya çalışacağız. allah bu yardım çığlıklarına icabet edenlerin yardımcısı olsun.
patani; tayland sınırları içerisinde ve tayland’ın güneyinde yoğun olarak müslümanların yaşadığı bölgenin adıdır. bugün patanide 5 milyon müslüman yaşamaktadır. tayland müslümanları olarak bilinen bu kesimin büyük bir çoğunluğu köken olarak malay ırkına mensuptur. dilleri malaycadır. patani halkı, hem tarihi köken,hem dil, hem din, hem kültür olarak thai(taylandlı)'lardan çok farklıdır. tayland'ın orayı işgal edebilecek hiçbir sebebi yoktur.
9. yüzyılda çin'e ticaret amacıyla giden tüccarlardan etkilenerek islamı kabul etmeye başlayan patani, 15. yüzyılda bir i̇slam krallığı haline geldi ve bu dönemde en parlak çağını yaşadı. patani i̇slam krallığı, 15. ve 17. yüzyıllar arasında önemli bir ticaret ve eğitim merkezi haline geldi. patani, bu yüzyıllarda bölgeye akın eden sömürgeci güçlerin doğrudan saldırısına maruz kalmamış olsa da, yanı başındaki siyam krallığı’yla çetin bir mücadele içerisindeydi. bu uzun süreli mücadele sürecinden sonra iç karışıklıkların da etkisiyle zayıflayan krallık, bölgedeki sömürgeci güç i̇ngiltere’nin de desteğiyle daha sonraki yıllarda siyam krallığı’nın topraklarına dahil edildi. 18. yüzyılın başlarında işgal dönemi başlamış oldu. 1909 yılında resmen siyam topraklarına dahil edilen patani, bu yıldan itibaren sürekli bir direniş içerisine girdi. tayland’ın 1938’de başlattığı reform hareketleriyle din, dil ve kültürel yapısına sürekli müdahale edilen patani’deki direniş, 1940’lı yıllarda doruğa ulaştı. bu dönemde patani siyasi direnişinin öncüsü olan hacı sulong’un meseleye uluslararası hukuk çerçevesinde çözüm bulma girişimleri, bölgenin adını nihayet dünya kamuoyuna duyurdu. hacı sulong’un amacı, patani halkının dinî ve kültürel kimliğine yapılan müdahaleleri durdurmaktı. 1960–1980 yılları arasındaki mücadele dönemi, 1980’de göreve gelen uzlaşmacı tayland yönetiminin özellikle ekonomik alandaki yenilikleriyle duruldu. 1990’lı yıllarda kendilerine siyasi katılım hakkı da verilen patani halkı, tayland yönetimine karşı nötr bir tavır içerisine girdi. lakin patanililere verilen imtiyazlar, bu halkın tayland’a karşı hissettiği tarihî öfkeyi ve süregelen ekonomik problemleri örtemedi. öte yandan tayland yönetimi de, patani halkını potansiyel tehlike olarak görmekteydi. bu yüzden, önceki dönemdekiler kadar yoğun olmamakla birlikte bölge üzerindeki baskılar sürmekteydi.
son 20 yıldır küllenmiş olan olaylar, 2000’li yıllarla beraber tekrar alevlendi. amerika’daki 11 eylül saldırıları sonrasında tüm dünyayı etkisi altına alan “terörizmle savaş” kasırgası, bu bölgeyi de vurdu. tayland'ın bölgeye uyguladığı baskılar giderek arttı.
2004 yılından beri bölgede sıkıyönetim uygulanıyor. bölgeye gazetecilerin girmesi yasak. yardım kuruluşları bölgeye giremiyor, girebilenler de canlarını tehlikeye atarak bunu yapabiliyor. yüzbinlerce patanili doğduğu toprakları terk etmek zorunda kalmış. çeşitli ülkelere sığınmış yaşam mücadelesi veren yüzbinlerce patanili var. yıllardır hergün en az 5, 6 patanili öldürüyor. i̇nsanlar camilerde topluca yakılıyor. gösteri yapanlar kurşuna diziliyor. alimler kaçırılıyor ve bir daha da onlardan haber alınamıyor. ebu gureyb’ten farkı yok patani’deki toplama kamplarının. üstleri çıplak bir vaziyette kampta tutulan mahkûmların bir çoğunun vücudunda darp izleri bulunurken, patanili mahkumlar son derece bitkin, zayıf ve üzgün gözüküyor. ayrıca mahkumların vücuduna askerler tarafından rakamlar yazılmış. tayland askerleri patanili mahkûmlara seslenecekleri zaman isimle çağırmak yerine bu rakamları kullanıyorlar. kadınlar(özellikle tayland zulmüne direnen mücahidlerin eşleri) toplama kamplarına kapatılarak sistematik tecavüze uğruyor.
bugün dünyanın birçok yerinde müslümanlar mazlum durumda, ama hiç olmazsa bu müslümanların hallerinden haberdar olabiliyoruz ama patanili müslümanların en büyük sorunu seslerini duyuramamak. müslümanlar dahil kimse onların çektiği sıkıntıları bilmiyor. en büyük ihtiyaçları seslerini duyurabilmek.
tayland bölgeye gazetecileri sokmuyor çok sıkı bir sansür uyguluyor yaşanılanları dünyaya duyurmamak için.
bütün dünya bu yaşanılanlardan habersiz, bu zulme karşı sessiz. amerika tayland'ın müttefiki olduğu için müslüman ülkeler de patani için bişey yapmıyorlar.
patanililerin yaşadıkları ortada. bu zulümleri anlatmaya kelimelerimiz yetmez. dilimiz aciz kalır…
şimdi bize düşen patani'li kardeşlerimizin sesini tüm dünyaya duyurmak, onlara maddi manevi yardım etmek destek olmaktır. onlar bizim kardeşimizdir biz buna iman ettik. "müminler ancak kardeştir" (hucurat suresi 10.ayet)
onlar tam anlamıyla nisa suresinin 75.ayetinde tasvir edilen tablodaki mustazaflardır.
"size ne oluyor da, allah yolunda ve “ey rabbimiz! bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?"
sahi bize ne oluyor da kardeşlerimize sahip çıkmıyoruz? bize ne oluyor da mustazaflara yardım etmiyoruz? bu günahın ahiret gününde karşımıza çıkmayacağını mı sanıyoruz? yoksa müminlerin kardeş olduğuna mı inanmıyoruz? hani müminler bir vücudun uzuvları gibiydi? hani bir uzuv ağrıdığında, yaralandığında diğer uzuvlar da acı çekip uyuyamayacaktı? hani kendimiz için istediğimizi onlar için de istemedikçe kamil bir mümin olamayacaktık? kendimiz için özgürlük, emniyet ve namusumuzdan canımızdan emin olmak istemez miyiz? sokaklarda tekmelenen patani'li çocuklar bizim çocuklarımız, toplama kamplarında tecavüze uğrayan müslüman kadınlar bizim bacılarımız, eğer buna inanmıyorsak, onların canlarını kendi canımız, namuslarını kendi namusumuz bilmiyorsak hakiki iman sahibi değilizdir.
yoksa kardeşlerimizi budist müşriklerin insafına mı terk edeceğiz?
"müslüman müslümanın kardeşidir. ona zulmetmez, onu zulme de terketmez/onu zulum karşısında yardımsız bırakmaz." (hadis-i şerif)
şimdi biz, patani'den haberdar olan, onların canını kendi canımız gibi kutsal sayan müslümanlar olarak bulabildiğimiz bütün vesilelerle mustazaf kardeşlerimize yardım etmeliyiz. onları tayland zulmünden kurtarmak bize namaz gibi oruç gibi farzdır.
onlar gözlerini ufka dikmiş "bir yardımcı, bir veli" bekliyorlar. onları zulme terk etmeyelim. bunun vebalinden kimse kurtulamaz.
gözden ırak olan kardeşlerimiz gönüllerimizden de ırak olmasın…
muhammed halid / patani.biz yazarı