teokrasi – dertli sözlük
din; yeni tabirler dogma eski tabirle nassları olan inanıştır. yani vacibulhakk olan, ilk ve babadoğrusu olan sistemli veya dağınık inanıştır. yani doğruluğu tartışılamaz, tartışılması teklif dahi edilemez olan doğruları, kişileri, fikirleri öğretileri varsa o şey artık din dir.madem öyle, teokrasinin hacmine dair fikriniz oldu mu? en yaygın teokrasi ego yani ene yani benliktir. yaşasın meşrutiyeti meşrua.
teokrasi dini ve siyasi otoritenin tek bir kaynakta birleştiği ve dini yasaların geçerli olduğu bir yönetim şeklidir. kelimenin kökeni yunanca theokratia’dan gelmektedir. theo tanrı veya din, kratia ise yönetmek/idare etmek anlamına gelmektedir. kavram olarak ilk defa bir yahudi tarihçi olan flavius josephus tarafından yahudi hahamlarının idareci konumunda olduğu siyasi rejimin; oligarşi, cumhuriyet ve monarşiden farklılığını vurgulamak için kullanıldığı düşünülmektedir.

maverdi, devlet idaresi ve hilafet ile ilgili yazdığı eseri el-ahkâmü's-sultâniyye'de dini ve siyasi yetkilerin halifenin elinde merkezileştiği bir devlet yapılanması öne sürmüştür. maverdi’ye göre imamet (halifelik) dinin muhafaza edilmesi ve dünyanın idare edilmesinde peygamber’e vekâlettir. buna göre imam/devlet başkanı hem dini hem de siyasi lider konumunda bulunmaktadır. halifeyi i̇slam ümmeti adına ehlü’l-hal ve’l-akd ismi verilen bir heyet seçer. bu heyetin, halifenin vazifesini layıkıyla yerine getirmediği veya fasık olduğu kanaatinde ittifak etmesi halinde halifeyi azletme yetkisi vardır. maverdi’nin imamet anlayışı sünni i̇slam geleneğindeki genel çerçeveyi belirlemiştir. bu anlayışa göre imam, dini ayrıcalıklara ve üstün sıfatlara sahip değildir, liyakat esasına göre seçilen sivil bir yönetici konumundadır, dolayısıyla yaptıklarından dinen ve hukuken sorumludur. sünni hilafet teorisinde devlet başkanının meşruiyeti toplumun rızasına dayandırılmış, devlet başkanına insanüstü vasıflar atfedilmemiştir. buna karşılık, şii imamet anlayışı ise imamların meşruiyetlerini allah tarafından seçilmelerinden aldığı görüşünü savunur ve imamları insanüstü ruhani bir konuma yerleştirir. bu anlayışa göre, imamlar allah’ın kendilerine verdiği üstün bilgi dolayısıyla insanların en yücesidirler, masum oldukları için hiçbir davranışından sorumlu tutulamazlar.
hristiyanlık düşüncesinde siyasal iradenin kaynağını tanrı’da gören güçlü bir gelenek vardır. hz. i̇sa’nın havarilerinden aziz paulus “omnis potestas a aeo” (bütün iktidarlar tanrı’dan gelir) sözü ile hem siyasal iradenin kaynağını tanrısal irade ile ilişkilendirmiş hem de var olan siyasal düzenin de tanrı tarafından kurulduğuna işaret etmiştir. hz. i̇sa’nın dünyevi iktidar karşısında aldığı pasif tutumu paulus her tür otoriteye karşı itaat etme noktasına taşımıştır. siyasal iradenin tanrı’dan kaynaklandığı kuramı roma i̇mparatorluğu için de imparatorun iktidarını meşrulaştırıcı bir işlev görmüştür. bu kuram ile imparator, tanrı’nın yeryüzündeki tek adamı olarak evrensel bir iktidara sahip olduğunu iddia edebilmiştir. v. yüzyıldan itibaren, imparatorluğun zayıflamasına paralel bir şekilde, dini ve dünyevi iktidarın ayrı ayrı var olabilecekleri teorisi gelişmeye başlamış, viii. yüzyılın ortalarında ise kilisenin üstünlüğü doktrini güçlenmeye başlamıştır. papa vii. gregorius’un 1075’te yayınladığı dictatus papae fermanı kilisenin dünyevi iktidarlar karşısındaki bağımsızlık ve üstünlük iddiasının en somut göstergesidir. kilise ile krallık arasındaki bu iktidar çatışması modern laik devlet kuramının ve toplumsal sözleşme teorisinin ortaya çıkmasına kadar devam etmiştir. i̇lk toplumsal sözleşme teorisyeni olan thomas hobbes’un siyasi iktidarın kaynağını tanrı’ya değil yönetilenlere vermesi, bu anlamda bir dönüm noktası niteliğindedir. toplumsal sözleşme düşüncesinin gelişmesi ve doğal hukukun laikleşmesine paralel olarak tanrı’nın egemen güç olduğu fikri yerine bireylerin özgür iradesinin asıl meşruiyet kaynağı olduğu anlayışı yerleşmeye başlamıştır.