kör baykuş – dertli sözlük
özgün adı bûf-i kûr olup 1937 yılında sadık hidayet tarafından yazılan i̇ran edebiyatının önemli eserlerinden birisi.kitabı anlatmak pek mümkün değil. yazar etkileyici bir tasvir yapıyor. öyle ki olayın içindesiniz de nehrin kenarında oturmuş mavi gündüzsefası uzatan kızı canlı kanlı görüyorsunuz. ama bu tasvir canlılığı sayfalar ilerledikçe rahatsızlık hissi vermeye başlıyor. bu hisse rağmen de kitaba başlama ve bitirme arasında kısa bir süre geçiyor.zaman, mekan ve kişilerin iç içe geçtiği kitap. olayların sıralaması karışık. hayal ve gerçeklik arasında gelişiyor.kitabı okurken david lynch filmleri aklıma geldi. sanki filmlerin kitap hali kör baykuş. i̇zlerken son derecede rahatsız oluyorsunuz (*) ama nasıl şekilleneceğini merak ettiğiniz için devam ediyorsunuz. kitapta aynen böyleydi.ölüm ve varoluş düşüncesi arasında gidip gelen bir kitap. okurken bana uyandırdığı his ve düşüncelere dayanarak; gülümseyen mezarcı= ölüm mavi gündüzsefası= varoluş denklemini kurdum.
okuduğum en rahatsız edici, en iç sıkıcı, en anlamlandıramadığım metinlerden biri herhalde.
kendimi sürekli ölümü düşünüp korkudan titrerken bulduğum bir dönemde, yaşadıklarım da “ölüm çok yakın” diye bağırırken okumak için neden böyle bir şey tercih ettiğimi hiç bilmiyorum.
buna masal diyen, klasik diyen, başyapıt diyen insanlar var. belki daha berrak bir kafa için böyle nitelendirmek mümkün olabilir ama sağlıksız bir ruh haliyle uzak durulması gereken, ne atlattığı belirsiz, tuhaf bir roman.

”dağılan, çözülen bir kitleydim ben. sanki ben hep böyleydim, böyle de kalacağım: acayip, biçimsiz bir karışım...”