inşirah suresi 1. ayet – dertli sözlük
elem bir su gibi bütün kelimelere sızar ve yukarıdaki sualleri sordurmakla tehdi eder. maşaallah.

neşrah->
neşrah 'ın başındaki nun malumdur ki faili ben değil "biz" yapar. a'bud kulluk ederim demek iken, nabud "kulluk ederiz" demektir. burada ve sair ayetlerde cenab ı hakkın haşmetini izhar için türkçedeki büyüklenme kelimesi "biz" nevinden olduğu meşhur görüştür. bunu kabul etmekle birlikte kendimce şu manaları da veriyorum ki:
-biz: kendisine biz diye hitab edenin, bir saltanatı vardır. maddi veya manevi saltanat iktiza eder. saltanatta nevine göre la-akall hameleler var olduğunu ifade eder. böylece cenab ı hak, kendisinin fail olduğunun söylerken, kendisinin bir saltanatı olduğunu, hameleleri olduğunu söylemekle, (makamına göre olmak şartı var) esbab perdesinde iş gördüğüne işarettir. yalnız normal saltanat sahipleri gibi hameleye ihtiyaç duymaz. bunu da kendisini başa koymak ile ifade eder.

şerh kelimesinde ilk akla gelen felah veya ferah gibi kelimere tercih edilmesidir, dikkate şayandır.
allahuallem bir sebebi şudur ki; ferah ve felah, huzur gibi manevi iyiliği karşılarken, şerhte maddi ve manevi bast bahismevzuudur. bu manayı bir sonraki kelime olan sadr tam tamamlamak suretiyle, şerh kelimesindeki tercih sebebini açık eder.
evet şerh etmek, felah veya ferah gibi kelimelere nisbeten, açmak, izah etmek, tafsil etmek, ortaya koymak, hakiki suretini göstermek gibi manaları haiz olduğundan, kalbi rahatlattığı gibi, nefsi, aklı da rahatlatır. ulvi rahatlık verdiği gibi maddi rahatlık ve ferahı da verdiğini izah eder. böylece hem maddi ve hem manevi dizginlerin elinde olduğunu ispat ile izah eder, ders verir.

neticeten bu kelime ifade eder ki: sana sebepler tahtında, saltanatımın hikmeti lüzumunca, birşeyleri perde etmek tarzıyla, ama tam muazzam ve muhteşem bir teşekkül ile kendimi tanıttırmak gibi hikmetleri haiz bir faaliyet içinde; kalb huzuru, ruh rahatı, nefis itminanı ve akıl iknaası verdiğim gibi, maddi dünyanda da maddi suhulet vermedim mi?. aklını kurcalayan soruları izah edip ikna etmedim mi? kalbini burkan hüzünleri def edip rehavet vermedim mi? madden seni sıkan sıkıntıların hakiki yüzünü göstermekle hafifletmedim mi? gibi manaları haizdir.

allah t.v.t.g. hazretleri tevfik ihsan eylerse devam edeceğim.
aslının latince okunuşu: e lem neşrah leke sadrek(sadreke). olan ayet i celile.

istihraci bir meal vermişim, allah c.c. ileri gitmekten muhafaza etsin. şöyle:

e lem ->
istifham sorgusunu "anladın mı" gibi değil de "anlamış değil misin" şeklinde sorar. bu ikisi arasında azim farklar vardır. elem diye başlayan bu fiildeki anlam: " cenab ı hak tarafından yapılmış, neticelendirilmiş, tesirleri görülecek kıvama gelmiştir. artık sana kalan sadece ondan müteessir olmaktır. mesela gündüz olma hadisesi için böyle bir istifham gelirse; artık sana düşen sadece gözünü açmaktır manası vardır. böylece: "gündüz oldu gözünü açıp görmedin mi, farketmedin mi, hala" şeklinde sual edilmiş olur. bu çeşit sualde, sail kendisini tasdik beklemez, bilakis tebliğ eder, tevcih eder, tevdi eder.
(bir başka mana)hem yine kendisinin asıl fail olduğunu, ifade eder.
(bir başka mana)hem kendisini fail zanneden failin daha farketmediği halde işi yaratmasını nazara vererek, "senin iktidarında gözüken,yapacağım diye hazırlandığın ama hala benim sana göstermeme kadar göremediğini işi nasıl yaptığımı gördün mü" manasını da haizdir.

** böyle bir soruş tarzından daha bunun gibi çok manalar çıkar, biz elem den sonraki kelimeye çıkamayız.
bu beyanımızın mübalağa olmadığını ıspat için bir iki mana daha :

(başka bir mana): mesela "senden sudur etmesine hazır olduğun birşey, senin çok fevkınde sudur etmesi, seni, alemini, batınını, zahirini kuşatmış bir ilme işaret değil midir," manasını da haizdir. bu cihetle kaza ve kadere hüccet olduğu gibi hilkat-ı alemin mebdeinden müntehasına hakiki halık ve faili de ıspat eder.
(başka bir mana) demek böyle bir soruş tarzı ile hangi fiile darb etse, hangi fiille devam etse, o fiilden kendini istilzam ettirerek, "yâ ma'şerel cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû " ayetini okutturur, meydan okur.
(yine başka mana) elbette böyle bir meydan okumada dosta da emniyet vardır. ve dosta der ki: "sen kendim yapacağım veya yaparım sandığın fiil çoktan halkolundu, ben yaptım, işte böyle bir sultana dayanırsan neden korkasın"
(yine başka bir mana): "sen sırtına alıp kendim yaparım diye yüklendiğin , umduğun fiilleri, yükleri neden sen daha düşünmemişken -veya düşünmüş yapmamışken- yapan ve halkeden rabbine bırakmıyorsun?"

mübalağa olmadığını ıspatlarken "e-lem" kelimesinde dahi sayfayı doldurduk. ah mucizul beyan.

allah t.v.t.g. hazretleri tevfik ihsan eylerse devam edeceğim.