erkeğin zayıf yönü olduğu düşüncesiyle dışarı vurmaktan kaçındığı yanıdır. delice koşma, saatlerce konuşma, bazen sahiplenilme hissini o verir insana. nazlanmak istersiniz kimi zaman, kimi zamanda şakalaşmak ama erkeksindir sahiplenilmez sahiplenirsin. ağır başlı olmalısın her olup bitende nazlanmak yerine. içindeki çocuk hoplamak, zıplamak ister ama zamanla boğulur gider sürekli bastırılmak zorunda kaldığından. bir yandan da o ölürse heyecanınızı kaybedecekmişsiniz gibi bir korkuya kapılırsınız. neticede hep bitkisel hayatta tutarsınız ne yaşatırsınız ne de öldürürsünüz. içimdeki çocuk gibi neşeli kavrama yapılabilecek en karamsar tanımdır bu.
i̇çime girmediki bu çocuk hiç. hep dışımda hep dışımda.
bir insanın ruhunu öldürmek de cinayettir. i̇çindeki çocuğu öldürülen ve yetişkinliğini de bu enkazın içinde geçiren fakat her şeyden habersizce sürekli kendini suçlayan onlarca insan gördüm anadolu’da. çocuğuna bir defa olsun “oğlum gerçekten nasılsın” diye sormayan babalar tarafından yetiştirilen binlerce çocuk var. i̇çindeki çocuğun çoktan bastırıldığı bu insanlardan kaçı onu gerçekten hissedebiliyor ve teselli edebiliyor? ahhh.. o kadar çok acı var ki..
