iyi bir evlilikten kötü, kötü bir evlilikten iyi derler. her halükarda insanın bir yalnız tarafı kalıyor, kalması gerekiyor. halil cibran bir evin direklerinin çatıyı taşıması için belli bir mesafede olması gerektiğini ifade eder. ne kaçılası ne düşülesi; ne sevilesi ne utanılası; ne övünülesi ne acınası...
herkesin kendi benliğiyle baş başa kalma hâli. diğer bir deyişle yok böyle bir şey. zira gerçekten yalnız kalabilseydik kafamızın içinde sesler dolanıp durmazdı.
yalnızlık kerbelada hüseyin olmaktır. kuyuda nihan olup köle diye satılmaktır. cennetten kovulan adem, kavmince yalanlanan nuh, mısırdan kaçan musa, ateşe atılan i̇brahim olmaktır. yalnızlık, mekke’de sahipsiz kalan nebinin taif’te taşlanmasıdır. ki o hatice’sini de kaybetmişti.
çölün hemen kenarında hafif bir kayalık. belki biraz tuz da var üzerinde ve bir tane kurumaya yüz tutmuş bir çalı. kökü zayıf gibi görünse de rüzgârlar söküp atamamış. yeri gelmiş her yeri kum dolmuş yeri gelmiş tek bir kum tanesi kalmamış üzerinde esen rüzgarın marifetiyle... gecelerin soğuğu, gündüzlerin sıcağı... ne böcekten ne hayvanattan bir tane olmamış uğrayanı. vakitsiz yağmurlar ve bazı sabahların sisleri... velhasıl kelam orada olmasının hikmetini sadece cenab ı rabbül âlemin nin bildiği...
yalnızlık... yansımasızlık... ışığınızın herhangi bir şeye ve ya kişiye çarpıp geri dönmemesi hali, her anlamda. bir bakıp geçen, lazım oldukça gören, öylesine yakınlarınızda bulunanlar... liste uzar gider. sonuç olarak siz onlardan yansımıyorsunuz. onlar sizin için ne kadar şeffafsa siz de o kadar şeffafsınız. hayaletler topluluğu. bu yansımasızlık, ışığınızın karanlık içinde kaybolup gitmesi hem içinizde hem dış dünyada karanlığa alışmanıza sebep. garip bir hâl.
#498966 bizde özellikle son yıllarda seçilmiş yalnızlık için tek başınalık ifadesinin kullanıldığını görüyorum ama ne kadar karşılıyor tabi tartışılır.
i̇ngilizce'de loneliness mecburi yalnızlığı, solitude ise seçilmiş yalnızlığı ifade eder. türkçe'de böyle bir şey bilmiyorum ama gerekirse uygun bir ifade oluşturup empoze etmek lazım. i̇nsanların düşünce dünyalarında böyle bir ayrım olmalı.
şuurlu bir yalnızlık, içe dönüş, ruha bakış..
dağlar... sıra dağlar...güneş görmeyen yerlerinde yaşamak hep... yol bulamadan, yol alamadan... ne olduğunu bile anlamadan... tek duyduğun devamlı uğultu, rüzgarın uğultusu... sarıp sarmalayan da sadece soğuk...
(bkz:hazirun)
